Sufi Geleneğin Bütünsel Terapi ile Buluştuğu Yer

Müşahede, Vahdet-i Vücûd ve Benliğin İnşası:
Sufi Geleneğin Bütünsel Terapi ile Buluştuğu Yerde
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı
Giriş: Kendini İzleyen Göz
Batı psikolojisi, yirminci yüzyılın büyük bir bölümünde insanı dışarıdan gözlemlenebilir davranışlar ya da içeriden keşfedilebilir bilişsel şemalar aracılığıyla anlamaya çalıştı. Ancak bu iki çerçeve de aynı soruyu cevapsız bıraktı: Gözlemleyen kim? Şemaları fark eden ne?
İşte tam bu noktada, yüzyıllar önce İslam düşünce geleneğinde olgunlaşmış bir kavram sahneye çıkıyor: müşahede. Yalnızca "gözlem" ya da "tefekkür" olarak çevrilmesi onu küçümsemek olur. Müşahede; benliğin hem izlenen hem izleyen, hem nesne hem özne olduğu o gizemli aşkınsal haldir. Ve bu hal, günümüz bütünsel terapisinin tam da kalbinde yatan şeyle —bilge farkındalık (mindful witness), şimdiki ana temas, duygunun içinden geçilmesi—bir örtüşme içindedir.
Bu yazıda, üç temel kavramı —müşahede, vahdet-i vücûd ve insanın öznelliği— ele alarak bunları bütünsel terapi, varoluşçu psikoloji, ACT (Kabul ve Kararlılık Terapisi), duygu odaklı terapi ve Gestalt yaklaşımıyla harmanlayacağız. Ardından vaka örnekleriyle bu kavramların klinik dilde nasıl tezahür ettiğini göreceğiz.
1. Müşahede: Benliğin Kendine Şahitliği
1.1 Etimolojik ve Kavramsal Zemin
Arapça ş-h-d kökünden gelen müşahede, "bir mahalde şahit olmak" demektir. Mü-şahede yapısındaki mim harfi ise bu şahitliğin karşılıklı ve içkin niteliğini taşır: hem şahit olan hem şahit olunan aynı varlığın içindedir. Bu, Batı felsefesinin "özne-nesne ayrımı" üzerine kurulu epistemolojisinden radikal biçimde farklı bir duruş noktasıdır.
Sufi geleneğinde müşahede; nefsin katmanlarını aşarak "var-lığın" doğrudan deneyimine ulaşmak anlamına gelir. Bu deneyim bilişsel değil, ontolojiktir: düşünülen değil, yaşanandır. Hâl kavramıyla da iç içe geçer —müşahede bir bilgi durumu olmaktan çok bir oluş halidir.
"Kendini müşahede etme anları, bilişsel ve duygusal farkındalığın ötesinde aşkınsal bir olma halidir."
Bu tanım, çağdaş nörobilim ve fenomenolojinin yakınlaştığı bir noktayı işaret eder: saf farkındalık (pure awareness), meta-biliş değil, bilincin kendisidir.
1.2 Müşahede ve "Self" Kavramı
Batı psikolojisinde self kavramı; William James'in "I" (bilen ben) ve "Me" (bilinen ben) ayrımından beri tartışılmaktadır (James, 1890). Müşahede tam da bu "I"nın işlevini hem derinleştirir hem aşar. "Kendi var-lığına kendinde şahit olma" ile James'in "I" kavramı arasında yapısal bir koşutluk vardır.
ACT (Acceptance and Commitment Therapy) bunu "gözlemleyen benlik" (observing self) ya da "içerik olarak ben" yerine "bağlam olarak ben" (self-as-context) kavramıyla karşılar (Hayes, Strosahl & Wilson, 2012). Bu perspektif müşahedenin terminolojisini doğrudan yansıtır: sabit bir nesne değil, her şeyi içinde barındıran bir zemin olarak benlik.
Ancak müşahede bu "gözlemleyen ben"i bir teknik olarak konumlandırmaz; onu varoluşsal bir gerçeklik olarak keşfettirir. Bir terapötik araçtan çok bir ontolojik uyanıştır. Bu fark, klinik pratikte önemli sonuçlar doğurur.
1.3 Müşahede Pasif Bir İzleme Değildir
Kritik vurgu şudur: "Bu izleme sadece pasif bir izleme değildir. Çünkü ancak bilfiil hale getirilirse ortaya çıkar." Bu, çağdaş duygu biliminin "duygusal işleme" (emotional processing) kavramıyla örtüşür.
Greenberg'ün Duygu Odaklı Terapi'si (Emotion-Focused Therapy/EFT) tam da bu noktayı işler: duyguyu izlemek yetmez, onu "aktif hale getirmek" (activate), sonra dönüştürmek (transform) gerekir (Greenberg, 2015). Müşahedenin bilfiil boyutu, EFT'nin "duygusal yeniden işleme" süreciyle yapısal ortaklık içindedir.
Kısaca: müşahede, kendini seyretmek değil, kendini inşa etmektir. "Onu kavrayıp kendime mal ettiğimde kendimi inşa etmeye başlarım" —bu cümle modern yapılandırmacı terapi anlayışıyla tam bir rezonans içindedir.
2. Vahdet-i Vücûd: Varlığın Birliğinden Terapi Etiğine
2.1 Ontolojik Zemin
Vahdet-i vücûd, İbn Arabî'nin (1165–1240) felsefî-mistik mirasının zirvesindeki kavramdır. Varlığın birliği: Tanrı, âlem ve insan ilişkilerini açıklayan bütünleşik bir ontoloji sunar. Burada "vücûd" salt fiziksel varlık değil, var olmanın kendisidir —varoluşun özü.
Vecd kavramı bu zemine oturur: "bulmak ve bilmek, aşkınsal olanla bütünlük halinde olmak, manevî coşku, huzur ve genişlemeyi içermek." Bu hal, Maslow'un (1970) doruk deneyim (peak experience) kavramının hem öncülü hem de daha kapsamlı bir versiyonudur.
Metinlerde terapistin mevcudiyeti (presence) bu genişleme haline örnek gösterilmektedir: "Terapistin mevcudiyeti bu genişleme haline bir örnektir (Greenberg, L.)." Bu gönderme, Leslie Greenberg'ün terapötik ittifak ve terapist varlığı üzerine çalışmalarına işaret eder (Greenberg & Goldman, 2019).
2.2 Vücûd/Varlık Kavramı ve Vecd: Kontemplasyon ile Buluşma
Vücûd/Varlık kavramının vecd ile bağlantısı, Batı geleneğinde kontemplasyon (contemplation) kavramıyla karşılık bulur. Kontemplasyon; yargısız, açık bir farkındalık halidir ve mistik psikolojinin hem Doğu hem Batı kolunda merkezi bir yer tutar.
Önemli bir ayrıntı: "İstidat işte bu 'var' olanı taşıyan kaptır. Duygu dengeleme, düzenleme kapasitesi, tolerans penceresi gibi..." Bu metafor, Daniel Siegel'in "tolerans penceresi" (window of tolerance) kavramıyla (Siegel, 1999) doğrudan örtüşmektedir. İstidat —kişinin doğasındaki potansiyel— onun duygu regülasyon kapasitesidir.
Bütünsel terapi perspektifinden bakıldığında vahdet-i vücûd şunu söyler: insan, izole bir psikolojik sistem değil, büyük bir Varlık dokusunun bir dokumasıdır. Bu bakış, çağdaş ilişkisel nörobilim ve bağlanma teorisinin öngördüğü "ilişkisel benlik" kavramıyla uyuşur.
2.3 "Var Olanı Bulmak": Seansta Örtülüden Açığa
"Yalınlaştırırsak, kendimizde bulduğumuz, mesela seansta keşfettiğimiz, yani hali hazırda örtülü olarak var olan her şey bu keşif ile kendi varlığımıza dönüşür. Sekonder bir duygunun ardındaki primer duygu gibi..."
Bu, EFT'nin primer-sekonder duygu ayrımıyla birebir örtüşmektedir (Greenberg, 2015). Sekonder duygular (öfke, üzüntü maskesi, vb.) primer duyguyu örter; terapinin işi örtülü olanı —gerçek duyguyu, gerçek ihtiyacı— gün yüzüne çıkarmaktır. Vahdet-i vücûd geleneği bunu "örtülü varlığın açığa çıkması" (tecelli) olarak anlar.
3. İnsanın Öznelliği ve Biricikliği: Özne Olmak Üzerine
3.1 Nesne Değil, Özne
Üçüncü metin, Sufi antropolojisinin belki de en önemli iddiasını dile getirir: "İnsan nesneler dünyasından bir nesne değildir. Çokluk içinde varoluşunu deneyimlerken tek olan Varlık'la irtibatı nedeniyle bir öznedir."
Varoluşçu felsefe ve hümanist psikoloji bu iddiayı farklı bir dille tekrarlar. Martin Buber'in (1970) Ben-Sen (I-Thou) ilişkisi tam da burada devreye girer: Diğer insanı —ve nihayetinde kendi benliğini— bir nesne (It) olarak değil, karşılaşılacak bir özne (Thou) olarak görmek. Terapi ilişkisi, bu Ben-Sen karşılaşmasının etik zeminidir.
Tıp ve psikoloji tarihinin nesne-yapıcı (objectifying) söylemi —DSM kategorileri, biyomedikal indirgeme— bu ontolojik gerçekliğe meydan okur. Sufi gelenek şunu söyler: insanı yalnızca hastalık ya da belirtiler olarak sınıflandırmak, onun öznelliğine ihanettir.
3.2 Biriciklik ve Vahdet: "Birdir Çünkü Birlik'tendir"
"İnsan biriciktir, çünkü tektir; insan Bir'dir çünkü Birlik'tendir." Bu cümle, hem psikolojik hem metafizik bir iddia taşır. Bireysellik (individuality) Batı psikolojisinde genellikle ayrılık (separateness) üzerine kurulurken, bu perspektif bireyselliği birlikten —vahdet-i vücûddan— türetir.
Bu ayrım klinik açıdan son derece önemlidir: ayrılık üzerine kurulu benlik algısı savunmacı ve kırılgandır; birlikten türeyen benlik ise büyük bir ontolojik güvence taşır. Carl Rogers'ın "tam işlevsellik" (fully functioning person) kavramı —koşulsuz olumlu kabule yaslanmış, savunmasız olmayan benlik— bu güvenceye psikolojik bir ad verir (Rogers, 1961).
3.3 Şahadet Alemi, Gayb Alemi ve Terapötik Bilinçdışı
"İnsan, bir yanı şahadet alemine, nesnel dünyaya; bir yanı küllî/tümel aleme, öznel ve aşkınsal/içkinsel alana açımlanan bir varlıktır." Bu ikili yapı, psikolojinin bilinç-bilinçdışı ayrımıyla değil, ama onunla konuşabilecek daha derin bir ontoloji sunar.
Şahadet alemi: fenomenolojik deneyim, bilinçli süreçler, duyusal gerçeklik. Gayb alemi: sembolik, anlamsal, arketipik boyut; Jung'un kolektif bilinçdışına yakın ancak onu aşan bir alan tabi burda İbn Arabayi de unutmamak gerekiyor. Terapinin derinlere inen kolları —psikanaliz, Jungcu analiz, transpersonal psikoloji— bu ikili yapıyı farklı dillerde ifade eder.
4. Terapötik Kodlar: Kavramların Klinik Karşılıkları
4.1 Bütünsel Terapi ve Sufi Ontoloji
Bütünsel (holistic) terapi, insanı beden-zihin-ruh bütünlüğü içinde ele alan yaklaşımların genel adıdır. Bu çerçevede müşahede, vahdet-i vücûd ve özne olmanın onurlanması şu klinik ilkelere dönüşür:
• Farkındalık temelli müdahaleler (FTBT): müşahedenin seküler karşılığı olarak şimdiki an farkındalığı.
• Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT): "gözlemleyen benlik" kavramıyla müşahedeyi terapötik araç olarak kullanır.
• Duygu Odaklı Terapi (EFT): primer-sekonder duygu ayrımıyla "örtülü varlığı açığa çıkarma" ilkesini uygular.
• Gestalt Terapi: "şimdiye temas" (contact with the present), "figür-zemin" dinamiği ve bütünleşme hedefi vahdet anlayışıyla rezonans içindedir.
• Transpersonal Psikoloji (Maslow, Grof, Wilber): doruk deneyim ve öz-aşınma kavramları vecd ve aşkınsal farkındalıkla örtüşür.
• İlişkisel nörobilim (Siegel): "tolerans penceresi" kavramı istidat metaforuyla örtüşür; sinirsel entegrasyon bütünsel varlık anlayışını destekler.
4.2 Terapist Varlığı (Presence) ve Vecd
Terapistin mevcudiyetinin "genişleme haline bir örnek" olarak gösterilmesi önemlidir. Greenberg ve arkadaşları, terapötik ilişkinin dönüştürücü gücünü terapistin tam anlamıyla var olmasına —yalnızca teknik uygulamasına değil— bağlar (Greenberg & Goldman, 2019).
Rogers'ın üçlüsü —empati, koşulsuz olumlu kabul, özgünlük (congruence)— tam anlamıyla terapist varlığının koşullarıdır. Burada şunu söyleyebiliriz: terapist, vecd halinde —bilfiil var olarak, seansta tam anlamıyla hazır bulunarak— danışanın kendi varlığını bulmasına zemin hazırlar.
4.3 Duygusal Dönüşüm: "Yeni Bir Hal Vuku Bulmak"
"Duygusal bir dönüşümü ve kendiliğin yeniden organizasyonunu içerir. Aslına bakılırsa yeni bir hal vuku bulmuştur." Bu ifade, psikolojinin "değişim mekanizmaları" literatürüyle çarpıcı biçimde örtüşür.
Psikolojide bu "yeni hal" çeşitli kavramlarla anlatılır: post-travmatik büyüme (Tedeschi & Calhoun, 2004), dönüşümcü öğrenme (Mezirow, 2000), yapısal disipasyon (Prigogine'den hareketle). Sufi terminolojisinde hâl ve makam ayrımı tam da burada devreye girer: geçici ruhsal deneyim (hâl) zamanla yerleşik bir oluş biçimine (makam) dönüşür.
5. Vaka Örnekleri: Kavramlar Klinik Sahneye İndiğinde
Vaka 1: "Kendi Sesini Duymayan Kadın" — Müşahede ve ACT
Ayşe, 38 yaşında, evli, iki çocuk annesi. Başvuru şikayeti: "Kendimi bulamıyorum. Kim olduğumu bilmiyorum." Yoğun bakım profesyoneli; çalışma hayatında başarılı, ev yaşamında "işlevsel" ancak içsel olarak boş hissediyor.
İlk seanslarda belirginleşen tablo şu: Ayşe, yaşananları sürekli analiz ediyor —düşüncelerle dolu, duygularla temas kuramıyor. Bilişsel farkındalık var, ama müşahede yok. Var-lığa şahit olan göz kapalı.
ACT çerçevesindeki müdahale: "İçerik olarak ben" yerine "bağlam olarak ben" perspektifinin geliştirilmesi. Metafor: "Düşüncelerin ve duyguların sahası sen değilsin; sen o sahanın kendisisin." Bu metafor, müşahedenin aşkınsal boyutunu terapötik dile çeviriyor.
Sekizinci seansta Ayşe şöyle diyor: "İlk defa kendimi izlerken kendim oldum. Garip ama —gözlerken kaybolmadım, daha çok var oldum." Bu, müşahedenin bilfiil boyutunun klinik tezahürüdür: kendini inşa etme başlamıştır.
Vaka 2: "Öfkesinin Arkasında Ağlayan Çocuk" — Primer Duygu ve Tecellî
Murat, 45 yaşında, boşanma sürecinde. Eşiyle kronik çatışma; yönetici pozisyonunda. Öfkesi hem iş hem ev yaşamına hâkim. "Herkes benim sınırlarımı ihlal ediyor" teması.
EFT odağı: Öfke sekonder bir duygu mu? Seanslarda dikkatli bir keşif süreci başlıyor. Öfkenin altında —örtülü, yani "varlık kabına bilkuvve var" olan— derin bir terk edilme korkusu ve bununla bağlantılı bir utanç var.
Vahdet-i vücûd metaforuyla anlatırsak: sekonder duygu, örtülü olanın üstündeki perdedir; terapi bu perdeyi kaldırarak var olanın tecellîsini —görünmesini— sağlar.
On ikinci seansta Murat ilk defa ağlıyor. Ağlarken şunu söylüyor: "Benim korktuğumu hiç bilmiyordum. Yani var mıydı bu?" Yanıt: Bilkuvve —potansiyel olarak— vardı. Şimdi bilfiil —gerçekleşmiş olarak— var. Yeni bir hal vuku buldu.
Vaka 3: "Hiçbir Yere Ait Olmayan Genç" — Özne Olmanın Onurlanması
Umay, 22 yaşında, üniversite son sınıf. Varoluşsal boşluk, aidiyet sorunu ve kronik anlamsızlık. "Ben sadece bir istatistik gibiyim; milyonlarca insandan biriyim, özel bir yanım yok."
Buradaki terapötik sorun tam anlamıyla ontolojiktir: Umay kendini nesne konumuna düşürmüştür. "İnsan nesneler dünyasından bir nesne değildir" önermesi terapötik bir ipucu sunar.
Varoluşçu ve anlam odaklı terapi (Frankl, 1984) çerçevesinde çalışılıyor. Umay’a soruluyor: "Bir milyon kişiyi aynı anda yaşayan kim var? Hangi deneyim sana ait, yalnızca sana?" Bu soru biricikliği gün yüzüne çıkarmak içindir.
Süreç ilerledikçe Umay şunu fark ediyor: Biricikliği ayrılıktan değil, içindeki büyük Bütün'e olan derin bağlantıdan —"İlâhî bilinmeklik arzusunun bir yansıması" olarak kendinden— geliyor. "Ben gizli bir hazine idim, muhabbet ile bilinmekliği murad eyledim" hadis-i kudsisi bu süreçte konuşuluyor. Umay için dönüm noktası, sevilmek için özel olmak değil, özsel olarak değerli olmak.
6. Okuma ve Film Önerileri
6.1 Akademik ve Felsefi Okumalar
• İbn Arabî — Fusûsu'l-Hikem (Çev. Ekrem Demirli): Vahdet-i vücûdun birincil kaynağı. Varoluş, bilgi ve benlik üzerine Sufi ontolojisinin zirvesi.
• Mevlânâ Celâleddin Rûmî — Mesnevî (Çev. Veled İzbudak): Nefsin katmanları, sevgi ve dönüşüm. Her vaka için bir dil.
• Steven C. Hayes, Kirk D. Strosahl & Kelly G. Wilson — Acceptance and Commitment Therapy (2012, 2. Baskı, Guilford Press): Gözlemleyen benlik kavramı için temel kaynak.
• Leslie S. Greenberg — Emotion-Focused Therapy: Coaching Clients to Work Through Their Feelings (2015, APA): Primer-sekonder duygu ayrımı ve duygusal dönüşüm.
• Daniel J. Siegel — The Developing Mind: How Relationships and the Brain Interact to Shape Who We Are (2. Baskı, 2012, Guilford Press): Tolerans penceresi ve sinirsel entegrasyon.
• Viktor E. Frankl — Man's Search for Meaning (1984, Pocket Books): Anlam arayışı, özne olma onuru, biriciklik.
• Ken Wilber — Integral Psychology (2000, Shambhala): Transpersonal boyutun bütünsel psikoloji içindeki yeri. Sufi geleneği Wilber'in "büyük zincir varlık" şemasıyla ilginç biçimde örtüşür.
• Martin Buber — I and Thou (Çev. Walter Kaufmann, 1970, Scribner): Ben-Sen ilişkisi, öznellik etiği.
6.2 Film Önerileri
• Boyhood (2014, Richard Linklater): Kimliğin zamanla nasıl inşa edildiğini —müşahedenin uzun soluklu hali— olağanüstü bir gerçekçilikle gösteriyor. Benliğin oluş süreci burada somut kılınıyor.
• The Tree of Life (2011, Terrence Malick): Vahdet-i vücûdun sinematografik meditasyonu. Varlık, doğa, sevgi ve kaybın tek bir akış içinde birleştiği eşsiz bir deneyim.
• Good Will Hunting (1997): Örtülü varlığın —öfkenin arkasındaki yaranın— terapide açığa çıkışı. Primer duygu keşfinin sinema klasiği.
• A Beautiful Mind (2001): Nesnel gerçeklik ile öznel deneyim arasındaki sınırın sorgulanması. Şahadet alemi ile iç dünya arasındaki gerilim.
• Wild (2014): Kendini yeniden bulma yolculuğu; müşahedenin beden, doğa ve hafıza üzerinden gerçekleşmesi.
• Inside Out (2015, Pixar): Duyguların iç dünyada bir varlık olarak var olması; sekonder duyguların ardındaki primer ağrıyı çocukların diline çeviren başyapıt.
• Ikiru (1952, Akira Kurosawa): Anlam ve varoluşsal uyanış. Ölüm karşısında özne olmanın hatırlanması. Frankl'ın perspektifinden izlenebilir.
7. Felsefi ve Psikolojik Boyutların Sentezi
Bu yazı boyunca üç metin katmanını —müşahede, vahdet-i vücûd ve insanın öznelliği— hem felsefî hem klinik bir perspektifle ele aldık. Şimdi bu boyutları birleştiren bir senteze ulaşabiliriz:
Felsefi boyut: İnsan, var-lığın bir parçası olarak hem bu var-lığa şahitlik eden hem de onu taşıyan bir varlıktır. Biricikliği ayrılıktan değil, Varlık'tan gelen yansımadan kaynaklanır. Bu ontoloji, kaygıyı, depresyonu ve anlamsızlığı varlıksal değil varoluşsal sorunlar olarak konumlandırır.
Psikolojik boyut: Müşahede —aktif, bilfiil, kendini inşa edici farkındalık— terapötik değişimin motorudur. Primer duyguların keşfi, örtülü olanın açığa çıkması, gözlemleyen benliğin stabilize olması: bunların hepsi bu müşahede kapasitesinin terapötik uygulamalarıdır.
Etik boyut: İnsanı nesne değil özne olarak görmek, yalnızca felsefî bir tercih değil, terapötik bir zorunluluktur. Danışanı kategoriler, tanılar ya da işlevsel çıktılar üzerinden değerlendirmek; onun biricik öznelliğini, şahadet ettiği dünyayı, varlığını taşıma biçimini görmezden gelmektir.
"Ben gizli bir hazine idim, muhabbet ile bilinmekliği murad eyledim." — Hadis-i Kudsî
Bu hadis-i kudsî, hem kozmolojik bir ifade hem de derin bir psikolojik metafordur: varlığın bilgi ve sevgiyle açılması. Terapötik ilişki, bu açılmanın güvenli zeminidir.
Sonuç: Terapi Odası Bir Tecellî Mekânıdır
Müşahede, vahdet-i vücûd ve insanın öznelliği —bu üç kavram birlikte, terapinin neden işe yaradığına dair derin bir anlatı sunar. Terapi odası; örtülü olanın görünür olduğu, sekonder duyguların ardındaki gerçek ihtiyacın dile geldiği, biricik öznenin kendini yeniden inşa ettiği bir tecellî mekânıdır.
Bu mekânda terapist; teknik uygulayan biri değil, bilfiil var olan, vecd haline yakın bir mevcudiyet taşıyan, danışanın varlığını onurlandıran bir tanıktır. Ve danışan; nesne değil, özne; izole bir varlık değil, büyük Varlık'ın bir parçası; kırık değil, henüz açılmamış bir tomurcuktur.
İslam düşünce geleneği, yüzyıllarca süregelen bu derin insan anlayışını Batı psikolojisine hediye edecek yeterli birikime sahiptir. Bizim görevimiz bu köprüyü inşa etmek, bu kavramları hem klinik hem akademik hem de toplumsal dilde konuşabilir kılmaktır.
Kaynaklar
Buber, M. (1970). I and Thou (W. Kaufmann, Çev.). Scribner. (Özgün eser 1923'te yayımlanmıştır)
Frankl, V. E. (1984). Man's search for meaning: An introduction to logotherapy (I. Lasch, Çev.). Pocket Books. (Özgün eser 1946'da yayımlanmıştır)
Greenberg, L. S. (2015). Emotion-focused therapy: Coaching clients to work through their feelings (2. Baskı). American Psychological Association.
Greenberg, L. S., & Goldman, R. N. (2019). Clinical handbook of emotion-focused therapy. American Psychological Association.
Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2012). Acceptance and commitment therapy: The process and practice of mindful change (2. Baskı). Guilford Press.
İbn Arabî (2006). Fusûsu'l-Hikem (E. Demirli, Çev.). Kabalcı Yayınevi. (Özgün eser 1229'da yazılmıştır)
James, W. (1890). The principles of psychology (Cilt 1). Henry Holt and Company.
Maslow, A. H. (1970). Motivation and personality (2. Baskı). Harper & Row.
Mezirow, J. (2000). Learning as transformation: Critical perspectives on a theory in progress. Jossey-Bass.
Rogers, C. R. (1961). On becoming a person: A therapist's view of psychotherapy. Houghton Mifflin.
Siegel, D. J. (1999). The developing mind: Toward a neurobiology of interpersonal experience. Guilford Press.
Tedeschi, R. G., & Calhoun, L. G. (2004). Posttraumatic growth: Conceptual foundations and empirical evidence. Psychological Inquiry, 15(1), 1–18. https://doi.org/10.1207/s15327965pli1501_01
Wilber, K. (2000). Integral psychology: Consciousness, spirit, psychology, therapy. Shambhala.
WhatsApp'ta Paylaş
Yorumlar
Yorum Gönder