Bizi Kıranla İyileşmenin Paradoksu

 




BİR DUYGU DENEMESİ



Hem Yara Hem İlaç

Bizi Kıranla İyileşmenin Paradoksu

 

———————

 



Bizi yakanla ışımanın, bizi bitiren şeyle yeniden başlamanın, hem “iyi ki” hem “keşke” dedirten o tuhaf, çelişkili, ama son derece insani deneyim üzerine.






Bazı insanlar hayatımıza bir yağmur gibi girer: toprağı ıslatır, filizleri uyandırır, sonra da sel olup her şeyi alıp götürür. Geride ne kalır? Hem çamur, hem çiçek. Hem yıkım, hem verimli toprak. Hayatın en büyük paradokslarından biri de budur: bizi en çok yaralayan şey, çoğu zaman bizi en çok iyileştiren şeydir. Aynı kişi, aynı olay, aynı aşk — hem “iyi ki” hem “keşke” dedirten o tuhaf, çelişkili, ama son derece insani deneyim.

Bu yazı, o paradoksu anlamak için bir yolculuk. Bilimin, şiirin, hikayelerin ve belki de sizin kendi hayatınızın aynası olacak bir yolculuk.



Yara, bedenine ışığın sızdığı yerdir.

— Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî

I. Aynı Elde Hem Bıçak Hem Merhem

Bir anne düşünün: çocuğunu sonsuz bir sevgiyle büyütüyor ama aynı zamanda kendi kaygılarını, korkularını, kırılganlıklarını da farkında olmadan çocuğa aktarıyor. O çocuk yıllar sonra terapist koltuğuna oturduğunda şunu söylüyor: “Annem benim hem en büyük gücüm hem en derin yaram.” Bu cümle paradoks gibi görünür ama aslında insan ilişkilerinin en temel gerçeğidir. Bizi besleyenle bizi yaralayanın aynı el olması, insanın en kadim çelişkisi.

Psikiyatrist Ali Keyvan’ın ifadesiyle, her ilişki sorunu ardında az veya çok geçmiş yaraların izlerini taşır. Kişinin neye ve neden yaralandığını bilmek, o yarayla nasıl başa çıkmaya çalıştığını fark edebilmek, iyileşmenin ilk adımıdır. Yani yara, tedavinin kendisine açılan kapıdır. Hocadan özet yaparsam Bu durumun temel nedenleri ve yansımaları şöyledir: Geçmişin Yansıması: Bireyler, geçmiş yaşantılarında edindikleri duyguları, korkuları ve savunma mekanizmalarını yeni ilişkilerine taşırlar.
Çocukluk Yaraları: Sağlıklı bir ortamda büyümüş olsanız bile, çocukluktan kalan ve fark edilmeyen "görünmez yara izleri", sevgi dolu bir ilişki kurmayı zorlaştırabilir.
Güven Sorunları: Geçmişte yaşanan aldatma, gizlilik ihlali veya verilen sözlerin tutulmaması gibi durumlar, mevcut ilişkide güvenin zedelenmesine yol açan derin yaralar bırakabilir.
İlişki Travması: Sağlıksız veya istismarcı geçmiş ilişkiler, "ilişki travması" yaratabilir ve bu durum kişinin öz saygısına zarar vererek sağlıklı yakınlık kurmasını engelleyebilir.
Çözüm Yolu: Bu yaraların iyileşmesi, bireyin neye neden yaralandığını anlaması ve geçmişin gölgelerini bugüne yansıtmamayı öğrenmesiyle mümkündür. (daha fazlası için hocanın https://alikeyvan.com/iliski-sorunlari/#:~:text=Her%20ili%C5%9Fkinin%20dinami%C4%9Fi%20farkl%C4%B1d%C4%B1r%20ve%20her%20ili%C5%9Fki,az%20veya%20%C3%A7ok%20ge%C3%A7mi%C5%9F%20yaralar%C4%B1n%20izlerini%20ta%C5%9F%C4%B1r. ) yazısına ulaşabilirsiniz.

YAŞANMIŞ BIR HIKÂYE

Elif, yedi yıllık evliliğinin sonunda “kendimi tanımıyorum” diyerek bir terapiste başvurdu. Eşi onu seviyordu ama aynı zamanda küçük küçük onu siliyordu: fikirlerini önemsemiyordu, hayallerini “gerçekçi değil” diyerek buduyordu. Elif ayrıldığında paramparçaydı. Ama ayrılık onu zorladı: ilk kez kendi başına bir ev tuttu, ilk kez tek başına yurtdışına çıktı, ilk kez “ben ne istiyorum?” diye sordu. Üç yıl sonra şöyle dedi: “O evlilik beni kırdı, ama kırıldığım yerden ışık girdi. O yedi yıl olmasa, bugünkü ben de olmazdım.”

Elif’in hikayesi istisnai değil. Bağlanma kuramının öncüsü John Bowlby, insanın erken dönem ilişkilerinde aldığı yaraların, aynı zamanda bağlanma stilini ve gelecekteki tüm ilişkilerini biçimlendiren bir kalıp oluşturduğunu göstermiştir. Bu kalıp acı verir, ama fark edildiği anda dönüşümün de başlangıcıdır. Yani yara, sadece bir son değil; bir farkındalığın, bir başlangıcın da habercisidir. (daha fazlası için

John Bowlby

tarafından geliştirilen ve daha sonra Mary Ainsworth'un çalışmalarıyla zenginleşen Bağlanma Kuramı, insanın erken dönemdeki (özellikle bebeklik) birincil bakım veren (genellikle anne) ile kurduğu ilişkinin, yaşam boyu süren duygusal bağların ve ilişkilerin temelini attığını savunur.

Bu kurama göre: Temel Güven ve Yaralar: Bebek, bakım vereninden gelen tepkilere göre dünyayı güvenli veya güvensiz bir yer olarak algılar. Bakım verenin tutarsız, reddedici veya ilgisiz olması (erken dönem yaraları), bireyin bağlanma stilini şekillendirir.
İçsel Çalışan Modeller: Çocuklukta kurulan bu ilk ilişkiler, "içsel çalışan modeller" olarak adlandırılan zihinsel şemalar oluşturur. Bu modeller, bireyin kendisini "sevilmeye değer" veya "değersiz", başkalarını ise "güvenilir" veya "güvensiz" olarak algılamasını sağlar.
Gelecekteki İlişkiler: Bu erken dönem kalıpları, yetişkinlikteki romantik ilişkiler, dostluklar ve iş ilişkileri de dahil olmak üzere tüm yakın ilişkilerin dinamiğini, güven düzeyini ve çatışma çözme biçimlerini doğrudan etkiler.
Bağlanma Stilleri: Temel olarak güvenli, kaygılı ve kaçıngan (bazen düzensiz de eklenir) olmak üzere, bireyin yetişkinlik ilişkilerini yönlendiren farklı bağlanma örüntüleri mevcuttur.)

✦ ✦ ✦

II. Kırıldığın Yerden Filizlenmek: Travma Sonrası Büyüme

Psikolojide “travma sonrası büyüme” (posttraumatic growth) diye bir kavram var. 1990’lı yıllarda Richard Tedeschi ve Lawrence Calhoun tarafından literatüre kazandırılan bu kavram, yaşanan sarsıcı olayların ardından kişinin sadece eski haline dönmekle kalmayıp, daha ileri bir olgunluk seviyesine ulaşmasını tanımlıyor.



Acının “iyi ki oldu” denmesi değil; acıya rağmen ve hatta o acının içinden geçerek daha dayanıklı, daha farkındalıklı bir insana dönüşmek.

BILIMSEL PERSPEKTIF
Tedeschi ve Calhoun’un modelinde travma sonrası büyüme beş alanda kendini gösterir: kişilerarası ilişkilerin güçlenmesi, yeni olanakların fark edilmesi, kişisel güçlülük hissi, hayata verilen değerin artması ve varoluşsal bir derinleşme. Araştırmalar, bu büyümenin ortaya çıkabilmesi için belli bir derecede travmatik stresin gerektiğini — yani acının tam da o dönüştürücü gücü taşıdığını ortaya koymaktadır.

Travma sonrası büyüme, birçok insanda olumsuz tepkilere yol açtığı bilinen aynı tür olaylar olan travmatik yaşam olaylarıyla mücadele sonucunda gelişir. Psikolojik travma literatüründe bulunan diğer terimler arasında stresle ilişkili büyüme, algılanan faydalar ve düşmanca büyüme yer almaktadır, ancak travma sonrası büyüme en yaygın kullanılanıdır. Travma sonrası büyüme, dayanıklılıktan da ayırt edilmelidir . Dayanıklılık, travmaya karşı direnci veya travmadan kurtulmayı içeren daha geniş bir kavramdır, ancak travma sonrası büyümeyi karakterize eden dönüştürücü sonuçları mutlaka içermez. "Büyüme" terimi, kişinin önceki uyum, psikolojik işlev veya yaşam farkındalığı seviyelerinin ötesine geçtiğini vurgular. İşlevde bir dönüşüm veya niteliksel bir değişim niteliğine sahiptir ( Tedeschi ve Calhoun, 2004 , s. 4). https://www-sciencedirect-com.translate.goog/science/chapter/referencework/abs/pii/B9780323914970002186?_x_tr_sl=en&_x_tr_tl=tr&_x_tr_hl=tr&_x_tr_pto=tc isteyenler buradan okuyabilirler.

Bu, acıyı romantize etmek değil. Aksine, acının içinden geçerken insanın sahip olduğu dönüşüm kapasitesine duyulan derin bir saygı. Klinik deneyimler gösteriyor ki, travma sonrası büyüme sürecinde beynin esnekliği — nöroplastisite — devreye giriyor (Nöroplastisitenin Temel Özellikleri ve Faydaları

Ömür Boyu Değişim: Beyin sadece çocuklukta değil, yetişkinlikte de değişmeye ve gelişmeye devam eder. Öğrenme ve Adaptasyon: Yeni beceriler öğrenildiğinde veya çevre değiştiğinde beyin, nöronlar arasındaki bağlantıları güçlendirir veya zayıflatır.
Hasar Sonrası İyileşme:

İnme, travma veya beyin hasarı durumlarında, beyin hasarlı bölgenin işlevini sağlıklı bölgelere aktararak kendini yeniden yapılandırabilir. İşlevsel ve Yapısal Değişiklikler: Sinapsların gücünün değişmesi (işlevsel) veya yeni bağlantıların oluşması/budanması (yapısal) şeklinde gerçekleşebilir)

Korku ağları yeni ve güvenli bağlantılarla yer değiştiriyor, kişi olaylara tek pencereden bakmak yerine çok boyutlu perspektifler geliştirmeye başlıyor.

✦ ✦ ✦

III. Aşkın Kimyası: Zehir mi, Panzehir mi?

Türk edebiyatının büyük ismi Cemal Süreya bir dizesinde “Üzgünüm seni seviyorum” der. Bu dört kelime, aşkın paradoksunu kusursuz özetler: sevgi, üzüntüyle iç içe geçmiş bir haldir. Acı çektiğimiz kişiyi sevmeye devam etmek, aynı anda hem zehri hem panzehiri yudumlamak gibidir.

Nörobiyoloji bu paradoksu çarpıcı biçimde açıklar: aşk ve acı, beyinde büyük ölçüde aynı bölgeleri aktive eder. Bir ilişki sona erdiğinde hissedilen fiziksel ağrı, gerçek anlamında fizikseldir — sosyal reddin yarattığı beyin aktivitesi, fiziksel ağrının yarattığı aktiviteyle örtüşür. Ama aynı ilişki, yaşandığı sürece oksitosin ve dopamin salgısıyla bağışıklık sistemini güçlendirmiş, stres hormonlarını azaltmış, hatta ömrü uzatmış olabilir.


Gönlüne belalar geldikçe gülerek karşıla.
Şükrü ve sabrı öğreniyorsun,
korkma, rıza makamı yakın sana…
— Mevlâna

Nazım Hikmet de bu paradoksu yaşayan bir insandı. Yıllarca hapiste kaldı, sevdiklerinden koparıldı, sürgünde öldü. Ama tam da bu acılar onu dünya şiirinin en derin seslerinden birine dönüştürdü. Yazdığı her dize, çektiği acının damıtılmış hali gibiydi. Hapishane onun hem cehennemi hem de en verimli atölyesiydi.

BIR KURGU, BIR GERÇEK

Gabriel García Márquez’in Kolera Günlerinde Aşk’ında Florentino Ariza, elli üç yıl yedi ay on bir gün boyunca Fermina Daza’yı bekler. Bu bekleme onu yıkar, yıpratır, delirtir — ama aynı zamanda ona anlam verir, diri tutar, hayata bağlar. Aşk onun hem hastalığı hem ilacıdır. Márquez sanki şunu söyler: İnsan, sevgisinden ölebilir de, ama asıl sevgisiyle yaşar. Kitaba https://www.kitapyurdu.com/kitap/kolera-gunlerinde-ask/10072.html?srsltid=AfmBOorvsnBV5ev1UJMezLiSmyo2__1qbExuJVdJL9WXAMzW-25OcdDF bu adresten ulaşabilir inceleyebilirsiniz.



✦ ✦ ✦

IV. Kintsugi: Kırığı Altınla Onarmak

Japonya’da “kintsugi” diye bir sanat var. Kırılan seramik, atılmaz; kırık çizgileri altınla doldurularak onarılır. Sonuç, orijinalinden daha güzel bir nesne. Kırılmışlık gizlenmez, aksine vurgulanır ve kutlanır. Bu felsefe şunu söyler:



Kırıldığın yer senin en güzel yerin olabilir, eğer onu altınla doldurmayı seçersen.

İnsan ilişkileri de böyledir. Bir ihanet sonrası yeniden kurulan güven, daha önce hiç olmadığı kadar derindir — çünkü bu kez bilinçli bir tercihle, gözler açık kurulmuştur. Bir kavga sonrası yapılan barış, sıradan bir uyumdan daha kıymetlidir — çünkü fırtınayı birlikte atlatmak, güneşli günlerden daha çok bağ kurar. Yine isteyen aşağıda özelliklerini verdiğim bu olguyla ilgili daha fazla bilgi edinebilir.

Kintsugi Felsefesinin Temel Özellikleri: Kusurları Kabul ve Güzellik: Kintsugi, mükemmelliği değil, yaşanmışlığı ve kusurluluğu güzellik olarak görür. Kırık bir nesne, onarıldıktan sonra eskisinden daha değerli ve estetik kabul edilir.
Wabi-Sabi Anlayışı: Budist kökenli olan bu anlayış, geçiciliği, sadeliği ve kusurların güzelliğini ön plana çıkarır

. Tarihe ve Deneyime Saygı: Kırıklar, nesnenin (veya insanın) yaşadığı zorlukları ve hikayesini temsil eder. Bu izler utanç kaynağı değil, gurur nişanıdır.
Dayanıklılık ve Yeniden Doğuş: Kintsugi, kırılmayı bir son değil, yeni bir varoluş ve güçlenme süreci olarak görür. )

Hayata Yansıması (Metaforik Anlam):
Kintsugi felsefesi, insanların hayatlarında yaşadıkları travmaları, başarısızlıkları veya duygusal kırılmaları gizlemek yerine, bunları kabullenip "altınla" (tecrübe ve sevgiyle) onararak daha güçlü bir birey haline gelebileceklerini simgeler. "Bizler hassas varlıklarız ama tamir edilemez değiliz" düşüncesi hakimdir.

PSIKOLOJIK PERSPEKTIF
Araştırmalar, destekleyici ilişkilerin sadece stresli deneyimlerin olumsuz etkilerine karşı tampon olmakla kalmayıp, aynı zamanda olumlu deneyimler ve kişisel büyüme için de bir kaynak oluşturduğunu göstermektedir. Yani iyi bir ilişki sadece “kötüyü azaltmaz”, aynı zamanda “iyiyi çoğaltır.”

✦ ✦ ✦

V. “İyi Ki” ile “Keşke” Aynı Cümlede Yaşar

Hayatın en dürüst cümlesi belki de şudur: “İyi ki tanıdım, keşke bu kadar acı çekmeseydim.” Bu iki duygu birbiriyle çelişmez; birbirini tamamlar. Çünkü insan tek boyutlu bir varlık değildir. Aynı anda hem minnettarlık hem keder duyabiliriz. Hem sevebilir hem kızabiliriz. Hem özleyebilir hem uzak durabiliriz.

Psikolog Susan David, duygusal çeviklik (emotional agility) kavramıyla tam da bunu anlatır: sağlıklı olan, tek bir duyguya saplanmak değil, duyguların hızına yetişebilmek ve çelişkili duygularla birlikte yaşayabilmektir (https://www.kitapyurdu.com/kitap/duygusal-ceviklik/458839.html?srsltid=AfmBOooMf4MP4CTh88pS_kr488bMnlIJ7HgaFohwwpHRFFLuKpKjwEg2). Bir ilişkiye hem “iyi ki” hem “keşke” diyebilmek, o ilişkiyi bütünlüğüyle kabul ettiğimizin işaretidir.

BIR METAFORKİ ÇOK SEVERİM METAFOR OLUŞTURMAYI

Bir çınar ağacı düşünün. Yıldırım düşmüş, gövdesi yarılmış, kabuğu yanmış. Ama o yarıktan yeni bir dal fışkırıyor. Ağacı yıldırım öldürmemiş, dönüştürmüş. Şimdi iki gövdeli, eskisinden daha görkemli bir ağaç. İnsanlar gelip o yarığa dokunuyor, “burası yıldırımın vurduğu yer” diyorlar. Ama aslında orası, yeni bir hayatın başladığı yer.

Mevlâna’nın bir sözü daha var: “Mum olmak kolay değildir, ışık saçmak için önce yanmak gerekir.” Bu söz, acıyı yüceltmez; acının dönüştürücü gücüne işaret eder. Yanmadan ışık olamayacağımızı, kırılmadan derinleşemeyeceğimizi, kaybetmeden değeri bilemeyeceğimizi hatırlatır.

✦ ✦ ✦

VI. Yaranızdan Kaçmayın, Yarayı Dinleyin

Belki de mesele şu: hayatta karşılaştığımız acıları “iyi” veya “kötü” diye sınıflandırmak yerine, onları bütünlüğüyle kucaklamayı öğrenmek. O sizi yaralayan ilişki, aynı zamanda size kendinizi öğretti. O başarısızlık, size gerçekten ne istediğinizi gösterdi. O kaybın acısı, size neye sahip olduğunuzun değerini anlattı.

Her yara bir soru sorar: “Sen bundan ne öğreneceksin?” Ve her iyileşme bir cevap verir: “Ben bundan geçtim ve hala buradayım.”

Yaralı olan bitmiş demek değildir. Yaralı olan, yaşamış demektir. Ve yaşamış olan, dönüşebilir. Çünkü hayatın en güzel çiçekleri, en derin çatlakların arasından çıkar.


Her zorluğun sonunda doğan bir ışık vardır.
Eğer elleriniz diken yaralarıyla kan revan içinde kaldıysa,
güle dokunmanıza çok az kalmış demektir.
— Mevlâna



En güçlü çelik, en yüksek ateşte dövülür. Ve en derin bağlar, en zorlu fırtınalardan sonra kurulur.






Öneriler: Bu Yolculuğa Eşlik Edecek Kitaplar ve Filmler

Bu konuyu derinleştirmek isteyenler için, yara ile iyileşmenin iç içe geçtiği eserler:

KİTAPLAR

ROMAN
Aşk
İlknur Elif Şafak
Mevlâna ve Şems’in hikâyesi üzerinden aşkın yakıcı, dönüştürücü ve yıkıcı doğasını anlatan; kaybın ardından gelen aydınlanmayı konu alan çok katmanlı bir roman.

ROMAN
Kuyucaklı Yusuf
Sabahattin Ali
Anadolu’nun acımasız doğasında sevginin hem kurtaran hem mahveden gücünü anlatan; saf bir ruhun dünyayla çarpışmasının trajedisi.

KIŞISEL GELIŞIM
Yaralı Şifacı (The Wounded Healer)
Henri J.M. Nouwen (Çeviri)
Kendi acısını başkalarına şifa kaynağı olarak kullanan insan arketipini inceleyen; yaradan iyileşmeye giden yolu aydınlatan derin bir eser.

PSIKOLOJI
Bedenim Dİr Gibİ Tutuyor (The Body Keeps the Score)
Bessel van der Kolk (Çeviri)
Travmanın bedende nasıl saklandığını ve o yaralardan nasıl iyileşilebileceğini anlatan; travma sonrası büyümenin bilimsel temellerini sunan çığır açan kitap.

PSIKOLOJI
Duygusal Çeviklik (Emotional Agility)
Susan David (Çeviri)
Çelişkili duygularla barışık yaşamanın yollarını gösteren; “iyi ki” ile “keşke”yi aynı anda hissetmenin sağlıklı olduğunu açıklayan pratik ve bilimsel bir rehber.

ROMAN
Kolera Günlerinde Aşk
Gabriel García Márquez (Çeviri)
Elli yılı aşan bir beklemenin, aşkın hem hastalık hem ilaç olduğunun en güzel anlatımı.



FİLMLER

FILM
Sonsuz Teori (The Theory of Everything, 2014)
Yön: James Marsh
Stephen Hawking’in hem hastalığının hem aşkının onu nasıl şekillendirdiğini anlatan; kayıp ve kazancın iç içe geçtiği gerçek bir hayat hikâyesi.

FILM
Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)
Yön: Michel Gondry
Acı veren anıları silmenin mümkün olsa bile doğru olmadığını; yaralayan aşkın bile bizi biz yapan şeyin parçası olduğunu anlatan başyapıt.

FILM
Manchester by the Sea (2016)
Yön: Kenneth Lonergan
Bazı yaraların tamamen kapanmadığını ama onlarla yaşamayı öğrenmenin de bir çeşit iyileşme olduğunu gösteren, derin ve sessiz bir başyapıt.

FILM
Kış Uykusu (2014)
Yön: Nuri Bilge Ceylan
İlişkilerdeki görünmez yaraları, söylenmeyen sözlerin yıkıcılığını ve insanların birbirine hem en yakın hem en uzak olabildiğini gösteren Palme d’Or ödüllü Türk sineması şaheseri.

ve bir şarkı

https://youtu.be/-W3DwqyZA1o?si=GzEGCRyYc7SEuHnd

ve bir dua:

"Yüce Allahım. Gücümün zayıflığını, insanlara karşı takatimin azaldığını ancak sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi. Sen zayıfların Rabbisin, benim Rabbimsin. Sen beni kimin eline bırakıyorsun? Bana kötü muamele yapan husuz yabancıya mı? yoksa düşmana mı? Eğer bu, Sen'in bana karşı bir öfkenden ileri gelmiyorsa ben buna aldırış edecek değilim. Fakat senden gelecek bir himaye ve koruma her zaman çok daha hoştur. senin gazabına uğramaktan karanlıklara aydınlatan, dünya ve ahret işlerini ıslah eden ilahi nuruna sığınıyorum, beni gazabına uğratma. Her şey senin hoşnutluğun içindir (sen benden razı oluncaya kadar affını dilerim) güç ve kuvvet ancak sendendir. Amin Hz. Muhammet Güller gülü (S.A.V.)



Yaralı olan bitmiş demek değildir. Yaralı olan, yaşamış demektir. Ve yaşamış olan, dönüşebilir.

Farklı bir yazı formatı denedim. Umarım farklı bir yazım ve okuma durumu olur duruma göre bu şekildeki taslakla devam edeceğim. yazım hatalarım olmuş ise Affola.

 


WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar

Popüler