GENÇLİKTE GELECEK KAYGISI, BENLİK ALGISI VE UMUT:

 

 


 

GENÇLİKTE GELECEK KAYGISI, BENLİK ALGISI VE UMUT:

Kırılganlık Faktörlerinden Koruyucu Güçlere Bütünleşik Bir Model Önerisi

 

Dr. Fikret Gülaçtı

Erzincan, Türkiye

fgulacti.blogspot.com  |  @fikret_gulacti

fikretgulacti24@gmail.com

 

 

 

ÖZET

Günümüz gençliği; akademik baskı, iş güvencesizliği, sosyal medyanın yarattığı karşılaştırma kültürü ve idealize edilmiş yaşam imgeleriyle örülü çok katmanlı bir kaygı sarmalının içinde büyümektedir. Bu yazı; gençlerin gelecek kaygısı, benlik algısı, öz-yeterlik, sosyal benlik ve ahlaki benlik arasındaki ilişkileri psikolojik araştırmalar ışığında ele almakta; erteleme, çabanın küçümsenmesi, siyah-beyaz düşünce, romantik ve aile ilişkilerindeki kırılganlıklar ile akış ve mutluluk deneyimi gibi kavramları birlikte tartışmaktadır. Yazı, bu kırılganlık faktörlerini karşılaştırmalı biçimde inceleyerek "Günü Yaşama ve Geleceğe Umutla Bakma" ekseninde bütünleşik bir model önermektedir. Model; benlik bütünleşmesi, koruyucu güçler ve umut teorisine dayalı yedi boyutlu bir çerçeve sunmakta, klinik, eğitim ve toplumsal düzeyde uygulanabilir öneriler içermektedir.

Anahtar Kavramlar: gelecek kaygısı, öz-yeterlik, erteleme, sosyal medya, akış, umut teorisi, benlik algısı, gençlik psikolojisi

 

1. GİRİŞ

Türkiye'de gençlik, tarihin hiçbir döneminde bu denli hızlı değişen bir dünyayla aynı anda yüzleşmek zorunda kalmamıştır. Bir yanda artan üniversite mezun sayısının istihdam piyasasında yarattığı daralma (YÖK, 2023), öte yanda sosyal medyanın beslemeleri aracılığıyla sürekli servis edilen 'mükemmel hayat' imgeleri; bir neslin hem gerçeklik algısını hem de kendilik duygusunu derinden sarsmaktadır. Bu çok katmanlı baskı ortamı, gençlerin yalnızca kariyer kaygısı taşımasıyla sınırlı kalmamakta; benlik saygısından ahlaki kimliğe, romantik ilişkilerden gündelik odaklanma kapasitesine dek uzanan geniş bir psikolojik yelpazede kırılganlık yaratmaktadır.

Bu yazı, söz konusu kırılganlıkları birbiriyle ilişkili kavramsal kümeler hâlinde ele almaktadır: (1) gelecek kaygısı ve belirsizlik tahammülsüzlüğü, (2) benlik algısı, öz-yeterlik ve erteleme, (3) sosyal medya, idealize edilmiş yaşamlar ve karşılaştırma kültürü, (4) akış, doyum ve mutluluk, (5) ilişkiler ve bağlanma, (6) anlam arayışı ve ahlaki benlik, (7) siyah-beyaz düşünce ve bilişsel çarpıtmalar. Yazının son bölümünde ise tüm bu boyutları birleştiren, Türkiye bağlamına uyarlanmış "Günü Yaşama ve Geleceğe Umutla Bakma" modeli önerilmekte ve uygulamaya yönelik çıkarımlar tartışılmaktadır.

2. GELECEK KAYGISI: KAVRAMSAL ÇERÇEVE VE TÜRKİYE BAĞLAMI

2.1. Belirsizlik Tahammülsüzlüğü ve Felaketleştirme

Gelecek kaygısı, bireyin henüz gerçekleşmemiş olumsuz olaylar hakkında aşırı ve kontrol edilemeyen endişe yaşaması olarak tanımlanmaktadır (Borkovec, 1994). Carleton (2016), belirsizlik tahammülsüzlüğünü (intolerance of uncertainty) kaygının temel bilişsel motoru olarak konumlandırmış; bireylerin belirsiz durumları tehdit edici algılamaya yönelik eğilimlerinin, hem kaygı hem de depresyon semptomlarını beslediğini göstermiştir. Türkiye'de gençlerin özellikle akademik yaşam ve iş bulma süreçlerine ilişkin belirsizlikleri felaketleştirici biçimde yorumladığına dair bulgular mevcuttur (Doğan ve Çetin, 2009).

Snyder'ın (2002) Umut Teorisi ise kaygıya karşıt bir psikolojik kaynak olarak öne çıkmaktadır. Bu teoriye göre umut; yalnızca dileksel düşünce değil, hedeflere ulaşmak için yol haritası geliştirme (pathways thinking) ve bu yollarda ilerleme motivasyonunu (agency thinking) içeren aktif bir bilişsel süreçtir. Düşük umut düzeylerinin kaygı ve depresyonla güçlü negatif ilişki içinde olduğu meta-analizlerle doğrulanmıştır (Marques vd., 2011).

2.2. Türkiye'de Akademik Baskı ve İş Güvencesizliği

Türkiye, 2022 yılı itibarıyla yüksek öğretimde %50'yi aşan brüt okullaşma oranına ulaşmış olmakla birlikte, üniversite mezunlarının işgücüne katılım ve iş kalitesi göstergelerinde ciddi sorunlar yaşanmaktadır (TÜİK, 2023). Ertelenmiş kariyer başlangıçları, iş-eğitim uyumsuzluğu ve güvencesiz çalışma koşulları; gençlerin gelecek planlamasını olumsuz etkilemekte, 'çabanın karşılığını almayacağım' inancını güçlendirmektedir. Bu inanç, öğrenilmiş çaresizlik (Seligman, 1975) mekanizmasıyla birleştiğinde motivasyonu temelden çökertebilmektedir.

3. BENLİK ALGISI, ÖZ-YETERLİK VE ERTELEME

3.1. Benlik Saygısı ve Öz-Küçümseme

Rosenberg (1965), benlik saygısını bireyin kendisi hakkındaki genel olumlu ya da olumsuz tutumu olarak tanımlamış; bu tutumun kariyer performansından sosyal ilişkilere dek pek çok yaşam alanını yordadığını ortaya koymuştur. Düşük benlik saygısına sahip gençlerin başarısızlık karşısında daha kolay pes ettiği, daha az kalıcı çaba gösterdiği ve depresif belirtilere daha açık olduğu bilinmektedir (Harter, 1999). Öz-şefkat (self-compassion) perspektifinden Neff (2003), sert öz-eleştirinin benlik saygısını yıktığını; öz-şefkatin ise hem psikolojik esnekliği hem de motivasyonu artırdığını göstermiştir.

Türkiye bağlamında Doğan ve Çetinkaya (2011), gençlerde görülen 'kendini küçümseme' söyleminin kültürel謙虚lık normlarıyla iç içe geçtiğine ve öznel iyi oluşu azalttığına dikkat çekmiştir. Sosyal medyanın sağladığı 'yukarı sosyal karşılaştırma' (upward social comparison; Festinger, 1954) fırsatları bu örüntüyü daha da pekiştirmektedir.

3.2. Öz-Yeterlik: Bandura'nın Teorik Çerçevesi

Albert Bandura (1997), öz-yeterliği bireyin belirli performansları başarıyla sergileyip sergileyemeyeceğine ilişkin inançları olarak tanımlamış; bu inançların başarı/başarısızlık deneyimleri, model alma, sözlü ikna ve fizyolojik-duygusal ipuçları aracılığıyla şekillendiğini göstermiştir. Öz-yeterlik; seçilen hedefler, harcanan çaba, engeller karşısındaki ısrar ve stres yönetimi üzerinde belirleyici bir role sahiptir. Türkiye'de yapılan çalışmalar, üniversite öğrencilerinin akademik öz-yeterlik düzeylerinin meslekî karar verme yetkinliğiyle anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur (Kırdök, 2010).

Düşük öz-yeterlik, bir kısır döngü yaratır: Birey denemeye kalkmadığında başarı deneyimi edinemez, başarı deneyimi olmadığında öz-yeterliği gelişmez. Bu döngüyü kıran en güçlü müdahale yöntemi, zorluk-beceri dengesine duyarlı 'kademeli başarı deneyimleri' tasarlamaktır (Bandura, 1997).

3.3. Erteleme Davranışı: Psikolojik Mekanizmalar

Steel (2007), ertelemeyi 'gereksiz geciktirme' olarak tanımlamış ve bu davranışın dürtüsellik, düşük öz-düzenleme, mükemmeliyetçilik ve düşük görev değeriyle ilişkili olduğunu meta-analitik bulgularla göstermiştir. Ferrari ve Pychyl (2010) ise ertelemenin bir zaman yönetimi sorunu olmaktan çok, duygu düzenleme güçlüğünün belirtisi olduğunu vurgulamıştır: Birey görevi erteleyerek anlık olumsuz duygudan (kaygı, can sıkıntısı) kaçmaktadır.

Türk gençliğinde erteleme, akademik bağlamda sıklıkla gözlemlenmektedir. Balkıs ve Duru (2007), erteleme eğiliminin akademik başarıyı ve öznel iyi oluşu olumsuz yordadığını, söz konusu ilişkide öz-yeterlik inançlarının aracı rol üstlendiğini bulmuştur. Öz-şefkat temelli müdahalelerin ertelemeyi azalttığına dair kanıtlar da giderek güçlenmektedir (Sirois, 2014).

3.4. Öz-Yeterlik, Sosyal Benlik ve Ahlaki Benlik İlişkisi

Bandura (2001), bireyin sosyal ve ahlaki işleyişinde bilişsel öz-düzenleme mekanizmalarının merkezi önemine dikkat çekmiştir. Öz-yeterlik yalnızca bireysel performansı değil; prososyal davranışları, ahlaki yargılama kapasitesini ve sosyal sorumluluk algısını da etkilemektedir. Düşük öz-yeterliğe sahip bireyler, ahlaki devre dışı bırakma (moral disengagement) mekanizmalarına daha sık başvurmakta; bu durum ahlaki benliğin zayıflamasına zemin hazırlamaktadır. Sosyal benlik ise kimlik geliştirme sürecinde (Erikson, 1968) akran baskısı ve onay arayışıyla şekillenmekte; sosyal medya ortamında bu süreç daha kırılgan bir zemine taşınmaktadır.

4. SOSYAL MEDYA, İDEALİZE EDİLMİŞ YAŞAMLAR VE KARŞILAŞTIRMA KÜLTÜRÜ

4.1. Yukarı Sosyal Karşılaştırma ve FOMO

Sosyal medyanın psikolojik etkileri üzerine yapılan araştırmalar, özellikle 'seçici öz-sunum' olgusuna odaklanmaktadır: Kullanıcılar çoğunlukla yalnızca olumlu, kusursuz anlarını paylaşmakta; bu durum takipçilerin kendi gerçek yaşamlarıyla 'başkalarının en iyi anları' arasında sürekli bir karşılaştırma yapmasına yol açmaktadır (Vogel vd., 2014). Festinger'in (1954) Sosyal Karşılaştırma Teorisi temelinde geliştirilen bu araştırmalar, yukarı karşılaştırmaların benlik saygısını ve yaşam doyumunu düşürdüğünü tutarlı biçimde ortaya koymaktadır.

Twenge ve arkadaşları (2018), sosyal medya kullanım süresi ile depresif belirtiler ve yalnızlık arasındaki ilişkiyi boylamsal verilerle incelemiş; özellikle kadın gençlerde bu ilişkinin güçlü olduğunu bulmuştur. FOMO (fear of missing out; kaçırma korkusu) kavramı ise (Przybylski vd., 2013) gençlerin sürekli çevrimiçi kalma davranışını açıklamaktadır: Birey, bağlantı kesildiğinde önemli bir şeyi kaçıracağı kaygısıyla hareket eder.

4.2. Türkiye'de Dijital Nesil

Türkiye'de gençlerin sosyal medya kullanım süreleri Avrupa ortalamasının üzerinde seyretmekte (Reuters Enstitüsü Dijital Haber Raporu, 2023), influencer ekonomisinin yarattığı 'lüks hayat' gösterimi yaygınlaşmaktadır. Bu tablonun gençlerde gerçekçi olmayan yaşam standartları beklentisi oluşturduğu, maddî tatminsizliği ve yaşam doyumsuzluğunu derinleştirdiği gözlemlenmektedir. Dijital karşılaştırma kültürünün çabanın küçümsenmesiyle de ilişkili olduğu düşünülmektedir: 'Başkaları az çabayla çok şey elde ediyor gibi görünüyor' bilişi, kişinin kendi çabalarını değersizleştirmesine zemin hazırlar.

5. AKIŞ, YAŞAM DOYUMU VE MUTLULUK

5.1. Csikszentmihalyi'nin Akış Teorisi

Csikszentmihalyi (1990), akışı (flow) bireyin bir etkinliğe tam anlamıyla dalmış, zaman ve çevre farkındalığını geçici olarak yitirmiş olduğu optimal deneyim hâli olarak tanımlamıştır. Akış deneyimi için iki temel koşul öne sürülmektedir: Görevin zorluk düzeyi ile kişinin beceri düzeyinin dengeli olması ve etkinliğe açık, odaklanmış bir dikkatle katılınması. Akış; öznel iyi oluş, yaratıcılık ve anlam duygusuyla güçlü biçimde ilişkilidir (Nakamura ve Csikszentmihalyi, 2002).

Çoğul bildirim (notifications), sanal kaydırma (endless scrolling) ve bölünmüş dikkat kültürü; akış deneyiminin önündeki başlıca engellerdir. Türkiye'de yapılan bir çalışmada (Asakawa, 2010'dan hareketle Türk örneklemiyle gerçekleştirilen adaptasyon araştırmaları), akademik bağlamda akış deneyiminin öz-yeterlik ve içsel motivasyonla anlamlı ilişkiler sergilediği bulunmuştur.

5.2. Öznel İyi Oluş, Doyum ve Mutluluk

Diener (1984), öznel iyi oluşu (subjective well-being) üç bileşenle tanımlamıştır: yüksek olumlu duygulanım, düşük olumsuz duygulanım ve yaşam doyumu. Seligman'ın PERMA modeli (2011) ise iyi oluşun unsurlarını olumlu duygu, bağlılık, ilişkiler, anlam ve başarı olarak belirlemektedir. Her iki model de yaşam doyumunun, bireyin hedef belirleme ve ulaşma süreçleriyle yakından ilişkili olduğunu vurgulamaktadır. Kahneman (2011) ise 'deneyimleyen benlik' ile 'hatırlayan benlik' arasındaki ayrımla, anlık mutluluk deneyimi ile geçmişe dönük değerlendirmeler arasındaki farka dikkat çekmiştir.

6. ODAKLANMA, ŞİMDİYE ODAKLANMA VE ERTELEME

6.1. Mindfulness: Ana Odaklanmanın Psikolojisi

Kabat-Zinn (1994), mindfulness'ı 'yargılamaksızın, şimdiki ana, kasıtlı olarak dikkat yönelten bir farkındalık hâli' olarak tanımlamıştır. Mindfulness temelli bilişsel terapi (MBCT) ve mindfulness temelli stres azaltma (MBSR) programları; kaygı, depresyon ve kronik stres üzerinde güçlü etkinlik kanıtlarına sahiptir (Hofmann vd., 2010). Şimdiye odaklanma yalnızca bir terapi tekniği değil; günü yaşama, geçmiş pişmanlıklardan ve gelecek kaygılarından azade biçimde var olma kapasitesidir.

Bu kapasite, erteleme dinamiklerini de doğrudan etkiler: Şimdiki anı değerli kılan bireyler, göreve başlamayı daha az 'tehdit edici' bulur; görev üzerindeki odağı sürdürmek kolaylaşır (Sirois ve Tosti, 2012). Buna karşın modern bildirim ekonomisi, sürekli dikkat parçalanması yaratarak hem mindfulness pratiğini hem de akışı güçleştirmektedir.

6.2. Siyah-Beyaz Düşünce ve Bilişsel Çarpıtmalar

Beck'in (1979) Bilişsel Terapi modeli, psikolojik rahatsızlıkların temelinde çarpık bilişlerin yattığını öne sürmüştür. Gençlerde sıklıkla gözlemlenen siyah-beyaz (ya hep ya hiç) düşünce; 'ya başarılı olacağım ya da tamamen başarısız olacağım' ikiliğini yaratır. Bu düşünce biçimi; felaketleştirmeyle birleştiğinde kariyer planlamayı felç eden bir kaygı sarmalına dönüşebilir. Ellis'in (1962) Rasyonel Duygu Davranış Terapisi, irrasyonel inançların sorgulanmasını ve daha esnek bilişsel şemalar geliştirilmesini önermektedir.

7. ROMANTİK İLİŞKİLER, AİLE BAĞLARI VE BAĞLANMA

7.1. Bağlanma Teorisi ve Gençlik

Bowlby'nin (1969) Bağlanma Teorisi, çocukluk döneminde birincil bakım verenlerle kurulan duygusal bağın, bireyin ilerleyen yaşamındaki ilişki örüntülerini şekillendirdiğini öne sürmüştür. Ainsworth ve arkadaşlarının (1978) çalışmaları bu teoriyi ampirik temellere oturtmuş; güvenli, kaçınmacı ve kaygılı/çelişkili bağlanma stilleri tanımlanmıştır. Hazan ve Shaver (1987), yetişkin romantik ilişkilerinde bağlanma stillerinin belirleyici rolünü göstermiştir.

Türkiye'de gençlerin romantik ilişkilerinde kaygılı bağlanma oranlarının yüksekliği dikkat çekicidir (Sümer ve Güngör, 1999). Kaygılı bağlanma; kıskançlık, onay bağımlılığı ve ilişki doyumsuzluğuyla ilişkilendirilmektedir. Öte yandan aile bağlarının gençlerin psikolojik iyi oluşunu doğrudan desteklediğine, özellikle algılanan ebeveyn sıcaklığının kaygıyı tamponladığına dair güçlü bulgular mevcuttur (Yıldız ve Baytemir, 2016).

7.2. Sternberg'in Üçgen Aşk Teorisi

Sternberg (1986), romantik sevgiyi üç bileşen üzerinden kavramsallaştırmıştır: yakınlık (intimacy), tutku (passion) ve kararlılık (commitment). Bu üç bileşenin farklı kombinasyonları farklı sevgi biçimlerini oluşturmaktadır. Tamamlayıcı (companionate) sevgi, uzun vadeli ilişki doyumunun temel kaynağı olarak öne çıkmaktadır. Sosyal medyanın aşırı romantizan ilişki görüntüleri sunması, gençlerde gerçekçi olmayan ilişki beklentileri yaratmakta ve kararlılık bileşenini zayıflatabilmektedir.

8. ANLAM ARAYIŞI, AHLAKİ BENLİK VE KİMLİK

8.1. Frankl ve Logoterapi: Anlam Yoluyla İyileşme

Viktor Frankl (1985), anlam arayışını insanın birincil motivasyon kaynağı olarak konumlandırmış; varoluşsal boşluğun (existential vacuum) kaygı, apati ve anlamsızlık duygularıyla doğrudan bağlantılı olduğunu savunmuştur. Steger ve arkadaşları (2006), anlam duygusunun (meaning in life) öznel iyi oluş ve ruh sağlığıyla güçlü pozitif ilişkiler içinde olduğunu ampirik olarak göstermiştir. Gençlerde anlam arayışının kariyer belirsizliği ve kimlik karmaşasıyla kesiştiği dönemlerde özellikle kritik bir işlev üstlendiği anlaşılmaktadır.

8.2. Ahlaki Kimlik ve Sosyal Sorumluluk

Erikson'ın (1968) Psikososyal Gelişim Teorisi, kimlik kazanımını genç yetişkinlik döneminin temel gelişim görevi olarak tanımlamıştır. Ahlaki kimlik ise Blasi (1984) tarafından bireyin öz-kavramında ahlaki değerlere verilen merkezi önem olarak tanımlanmış; bu merkezi önemin ahlaki tutarlılık ve prososyal davranışları güçlendirdiği gösterilmiştir. Değerler ile eylemler arasındaki çatışma (value-action gap), gençlerde ahlaki benliği zayıflatan bir kaynak olarak öne çıkmaktadır.

9. KARŞILAŞTIRMALI KAVRAMSAL ANALİZ

Tablo 1'de ele alınan kavramların kırılganlık ve koruyucu boyutları karşılaştırmalı olarak özetlenmektedir.

 

Tablo 1. Kavramların Kırılganlık ve Koruyucu Boyutları (Karşılaştırmalı Özet)

Kavram

Kırılganlık Boyutu

Koruyucu/Güçlendirici Boyut

İlgili Araştırmacı

Gelecek Kaygısı

Belirsizlik tahammülsüzlüğü, felaketleştirme

Umut teorisi, psikolojik esneklik

Snyder (2002); Carleton (2016)

Öz-yeterlik

Düşük yeterlik beklentisi, pes etme

Model alma, kademeli başarılar

Bandura (1997)

Erteleme

Öz-sabotaj, dürtüsellik

Görev değeri, öz-şefkat

Steel (2007); Ferrari (2010)

Sosyal Medya

Yukarı karşılaştırma, FOMO

Eleştirel medya okuryazarlığı

Vogel vd. (2014); Twenge (2019)

Akış

Odak bozulması, aşırı uyarılma

Zorluk-beceri dengesi, derinleşme

Csikszentmihalyi (1990)

Romantik İlişkiler

Güvensiz bağlanma, bağımlılık

Olgunlaşmış sevgi, güvenli bağ

Sternberg (1986); Bowlby (1969)

Anlam Arayışı

Varoluşsal boşluk, apati

Logoterapi, anlam odaklı yaşam

Frankl (1985); Steger vd. (2006)

 

10. MODEL ÖNERİSİ: GÜNÜ YAŞAMA VE GELECEĞE UMUTLA BAKMA

10.1. Modelin Genel Çerçevesi

Önerilen model; kırılganlık faktörlerini teşhis etmeyi, koruyucu güçleri harekete geçirmeyi ve bireyin hem şimdiki hem de gelecek odaklı psikolojik kapasite geliştirmesini hedefleyen yedi boyutlu bütünleşik bir çerçevedir (bkz. Tablo 2). Model; Pozitif Psikoloji (Seligman ve Csikszentmihalyi, 2000), Umut Teorisi (Snyder, 2002), Öz-Belirleme Teorisi (Deci ve Ryan, 2000) ve Bağlanma Teorisi (Bowlby, 1969) ile Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT; Hayes vd., 1999) çerçevelerine dayanmaktadır.

Modelin iki temel ekseni şöyledir: (1) Şimdiye odaklanma ve günü yaşama kapasitesi: Mindfulness, akış, içsel motivasyon ve değerlere dayalı eylem; (2) Geleceğe umutla bakma kapasitesi: Snyder'ın umut teorisi, psikolojik esneklik, gerçekçi optimizm (Scheier ve Carver, 1985) ve anlam odaklı hedefler.

 

Tablo 2. Günü Yaşama ve Geleceğe Umutla Bakma Modeli (Yedi Boyutlu Çerçeve)

Boyut

Kırılganlık Faktörü

Koruyucu Faktör

Model Hedefi

Benlik Algısı

Öz-küçümseme, beden/performans idealizasyonu

Öz-şefkat, gerçekçi benlik değerlendirmesi

Bütünleşik benlik

Öz-yeterlik

Çaba küçümseme, erteleme döngüsü

Kademeli hedefler, başarı deneyimleri

Etkin öz-düzenleme

Sosyal Benlik

Karşılaştırma kaygısı, sosyal medya baskısı

Gerçek bağlantı, sınır koyma becerileri

Sağlıklı ilişki örüntüleri

Ahlaki Benlik

Değer-eylem çatışması, anlamsızlık

Değerlerle uyumlu yaşam, anlam çalışması

Anlam ve amaç duygusu

Zaman Algısı

Geçmiş pişmanlık / gelecek kaygı döngüsü

Şimdiye odaklanma (mindfulness), akış

Esnek zaman perspektifi

İlişkiler

Bağımlı/kırılgan ilişki örüntüleri

Güvenli bağlanma, sağlıklı bağımsızlık

Bağlayıcı ilişkiler

Gelecek Yönelimi

Siyah-beyaz düşünce, çöküş senaryoları

Umut teorisi, esnek hedefler

Umutlu gerçekçilik

 

10.2. Benlik Bütünleşmesi Boyutu

Modelin merkezinde benlik bütünleşmesi yer almaktadır. Gerçekçi benlik değerlendirmesi, öz-şefkat ve değerlere uyumlu eylem; bireysel, sosyal ve ahlaki benliği tutarlı bir bütüne dönüştürür. Bu bütünlük, gelecek kaygısına karşı en güçlü psikolojik tampon işlevini üstlenir. Jung'un (1964) bireyleşme (individuation) kavramıyla örtüşen bu süreç, gençlerin hem kim olduklarını hem de kim olmak istediklerini berraklaştırmalarını mümkün kılar.

10.3. Şimdiye Odaklanma: Akış ve Mindfulness

Modelin ikinci işlevsel katmanı, şimdiye odaklanma kapasitesini geliştirmeye yöneliktir. Gündelik rutinlere yerleştirilen mindfulness pratikleri (Kabat-Zinn, 1994) ve zorluk-beceri dengesi gözetilerek yapılandırılmış görevler, akış deneyimini kolaylaştırır. Deci ve Ryan'ın (2000) Öz-Belirleme Teorisi çerçevesinde özerklik, yetkinlik ve ilişkililik ihtiyaçlarını karşılayan etkinlikler, içsel motivasyonu besleyerek erteleme döngüsünü kırar.

10.4. Umutlu Gerçekçilik: Geleceğe Esnek Bir Kapı

Modelin gelecek boyutunda 'umutlu gerçekçilik' kavramı öne çıkmaktadır. Scheier ve Carver'ın (1985) gerçekçi optimizm anlayışı, ne kör iyimserliği ne de karamsar felaketleştirmeyi benimsemektedir: Birey hem olası engelleri gerçekçi biçimde değerlendirir hem de bu engellere karşın ilerleme kapasitesine güven duyar. Snyder'ın (2002) umut teorisinde bu, pathways düşüncesi ile agency düşüncesinin dengeli gelişimi anlamına gelir: 'Hedeflerime ulaşmanın birden fazla yolu var ve bu yolları bulma kapasitem var.'

10.5. Uygulama Önerileri

Modelin bireysel, eğitimsel ve toplumsal düzeyde uygulanabilirliği şu biçimde özetlenebilir:

          Bireysel düzey: Öz-şefkat günlüğü, mindfulness pratikleri, değer netleştirme egzersizleri, kademeli hedef hiyerarşileri ve bağlanma kalitesini güçlendiren ilişki becerileri.

          Eğitimsel düzey: Üniversitelerde akış destekli öğrenme ortamları, kariyer psikolojisi danışmanlığı, sosyal medya okuryazarlığı programları ve prososyal proje tabanlı öğrenme.

          Toplumsal düzey: Güvenceli istihdam politikaları, akıl sağlığı destek altyapısının genişletilmesi, gençlik topluluklarında anlam ve amaç eksenli sivil katılım fırsatlarının artırılması.

11. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Bu yazıda ele alınan kavramsal çerçeve; gençlerdeki gelecek kaygısının, benlik algısının ve psikolojik kırılganlıkların çok boyutlu ve birbiriyle örülü bir yapı oluşturduğunu gözler önüne sermektedir. Erteleme, sosyal medya kaynaklı karşılaştırma baskısı, düşük öz-yeterlik ve siyah-beyaz düşünce; tek başına ele alındıklarında sınırlı bir tablo çizmektedir. Oysa bu faktörlerin benlik algısı, bağlanma stilleri, anlam arayışı ve ahlaki kimlikle etkileşimi değerlendirildiğinde çok daha derin bir tablo ortaya çıkmaktadır.

Önerilen 'Günü Yaşama ve Geleceğe Umutla Bakma' modeli, bu karmaşık örüntüyü hem tanımlayıcı hem de müdahale edici bir çerçevede ele almaktadır. Şimdiye odaklanma ile gelecek yönelimini bir arada tutan bu model; gencin ne geçmişin yüküne mahkûm olmasını ne de belirsiz bir geleceğin kaygısında kaybolmasını arzular. Hedef, esnek bir zaman perspektifi içinde, değerlerine bağlı, güçlü bir kendilik duygusuyla var olabilen, bağlantılı ve umutlu bir gençlik kuşağı yetiştirmektir.

Araştırma ve uygulama açısından öncelikli ihtiyaç; Türkiye'de bu değişkenlerin ilişkilerini inceleyen boylamsal çalışmaların artırılması, okul ve üniversite psikolojik danışmanlık hizmetlerinin model tabanlı müdahalelerle güçlendirilmesi ve dijital öz-düzenleme becerilerinin formal eğitim müfredatına entegre edilmesidir.

KAYNAKLAR

Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Lawrence Erlbaum.

Asakawa, K. (2010). Flow experience, culture, and well-being: How do autotelic Japanese college students feel, behave, and think in their daily lives? Journal of Happiness Studies, 11(2), 205–223. https://doi.org/10.1007/s10902-008-9132-3

Balkıs, M., & Duru, E. (2007). The evaluation of the major characteristics and aspects of the procrastination in the framework of psychological counseling and guidance. Educational Sciences: Theory and Practice, 7(1), 376–385.

Bandura, A. (1997). Self-efficacy: The exercise of control. W. H. Freeman.

Bandura, A. (2001). Social cognitive theory: An agentic perspective. Annual Review of Psychology, 52(1), 1–26. https://doi.org/10.1146/annurev.psych.52.1.1

Beck, A. T. (1979). Cognitive therapy and the emotional disorders. International Universities Press.

Blasi, A. (1984). Moral identity: Its role in moral functioning. In W. M. Kurtines & J. L. Gewirtz (Eds.), Morality, moral behavior, and moral development (pp. 128–139). Wiley.

Borkovec, T. D. (1994). The nature, functions, and origins of worry. In G. C. L. Davey & F. Tallis (Eds.), Worrying: Perspectives on theory, assessment and treatment (pp. 5–33). Wiley.

Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.

Carleton, R. N. (2016). Into the unknown: A review and synthesis of contemporary models involving uncertainty. Clinical Psychology Review, 46, 1–24. https://doi.org/10.1016/j.cpr.2016.04.007

Csikszentmihalyi, M. (1990). Flow: The psychology of optimal experience. Harper & Row.

Deci, E. L., & Ryan, R. M. (2000). The 'what' and 'why' of goal pursuits: Human needs and the self-determination of behavior. Psychological Inquiry, 11(4), 227–268. https://doi.org/10.1207/S15327965PLI1104_01

Diener, E. (1984). Subjective well-being. Psychological Bulletin, 95(3), 542–575. https://doi.org/10.1037/0033-2909.95.3.542

Doğan, T., & Çetin, B. (2009). Psikolojik İyi Oluş Ölçeği'nin (PİOÖ) Türkçe uyarlama, geçerlilik ve güvenirlik çalışması. Eğitim ve Bilim, 34(153), 115–127.

Ellis, A. (1962). Reason and emotion in psychotherapy. Lyle Stuart.

Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis. Norton.

Ferrari, J. R., & Pychyl, T. A. (2010). 'Procrastination' as a self-regulatory failure: Introduction to the special issue. Journal of Rational-Emotive & Cognitive-Behavior Therapy, 28(1), 1–6. https://doi.org/10.1007/s10942-010-0110-7

Festinger, L. (1954). A theory of social comparison processes. Human Relations, 7(2), 117–140. https://doi.org/10.1177/001872675400700202

Frankl, V. E. (1985). Man's search for meaning. Pocket Books. (Orijinal baskı 1959)

Harter, S. (1999). The construction of the self: A developmental perspective. Guilford Press.

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (1999). Acceptance and commitment therapy: An experiential approach to behavior change. Guilford Press.

Hazan, C., & Shaver, P. (1987). Romantic love conceptualized as an attachment process. Journal of Personality and Social Psychology, 52(3), 511–524. https://doi.org/10.1037/0022-3514.52.3.511

Hofmann, S. G., Sawyer, A. T., Witt, A. A., & Oh, D. (2010). The effect of mindfulness-based therapy on anxiety and depression: A meta-analytic review. Journal of Consulting and Clinical Psychology, 78(2), 169–183. https://doi.org/10.1037/a0018555

Jung, C. G. (1964). Man and his symbols. Dell.

Kabat-Zinn, J. (1994). Wherever you go, there you are: Mindfulness meditation in everyday life. Hyperion.

Kahneman, D. (2011). Thinking, fast and slow. Farrar, Straus and Giroux.

Kırdök, O. (2010). Lise öğrencilerinin mesleki kararsızlıklarının kariyer kararı öz-yeterlik beklentisi ve bazı demografik değişkenler açısından incelenmesi. Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 3(39), 135–144.

Marques, S. C., Lopez, S. J., & Pais-Ribeiro, J. L. (2011). 'Building hope for the future': A program to foster strengths in middle-school students. Journal of Happiness Studies, 12(1), 139–152. https://doi.org/10.1007/s10902-009-9180-3

Nakamura, J., & Csikszentmihalyi, M. (2002). The concept of flow. In C. R. Snyder & S. J. Lopez (Eds.), Handbook of positive psychology (pp. 89–105). Oxford University Press.

Neff, K. D. (2003). The development and validation of a scale to measure self-compassion. Self and Identity, 2(3), 223–250. https://doi.org/10.1080/15298860309027

Przybylski, A. K., Murayama, K., DeHaan, C. R., & Gladwell, V. (2013). Motivational, emotional, and behavioral correlates of fear of missing out. Computers in Human Behavior, 29(4), 1841–1848. https://doi.org/10.1016/j.chb.2013.02.014

Reuters Institute. (2023). Digital news report 2023. Reuters Institute for the Study of Journalism. https://reutersinstitute.politics.ox.ac.uk/digital-news-report/2023

Rosenberg, M. (1965). Society and the adolescent self-image. Princeton University Press.

Scheier, M. F., & Carver, C. S. (1985). Optimism, coping, and health: Assessment and implications of generalized outcome expectancies. Health Psychology, 4(3), 219–247. https://doi.org/10.1037/0278-6133.4.3.219

Seligman, M. E. P. (1975). Helplessness: On depression, development, and death. W. H. Freeman.

Seligman, M. E. P. (2011). Flourish: A visionary new understanding of happiness and well-being. Free Press.

Seligman, M. E. P., & Csikszentmihalyi, M. (2000). Positive psychology: An introduction. American Psychologist, 55(1), 5–14. https://doi.org/10.1037/0003-066X.55.1.5

Sirois, F. M. (2014). Procrastination and stress: Exploring the role of self-compassion. Self and Identity, 13(2), 128–145. https://doi.org/10.1080/15298868.2013.763404

Sirois, F. M., & Tosti, N. (2012). Lost in the moment? An investigation of procrastination, mindfulness, and well-being. Journal of Rational-Emotive & Cognitive-Behavior Therapy, 30(4), 237–248. https://doi.org/10.1007/s10942-012-0151-y

Snyder, C. R. (2002). Hope theory: Rainbows in the mind. Psychological Inquiry, 13(4), 249–275. https://doi.org/10.1207/S15327965PLI1304_01

Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta-analytic and theoretical review of quintessential self-regulatory failure. Psychological Bulletin, 133(1), 65–94. https://doi.org/10.1037/0033-2909.133.1.65

Steger, M. F., Frazier, P., Oishi, S., & Kaler, M. (2006). The meaning in life questionnaire: Assessing the presence of and search for meaning in life. Journal of Counseling Psychology, 53(1), 80–93. https://doi.org/10.1037/0022-0167.53.1.80

Sternberg, R. J. (1986). A triangular theory of love. Psychological Review, 93(2), 119–135. https://doi.org/10.1037/0033-295X.93.2.119

Sümer, N., & Güngör, D. (1999). Yetişkin bağlanma stilleri ölçeklerinin Türk örneklemi üzerinde psikometrik değerlendirmesi ve kültürlerarası bir karşılaştırma. Türk Psikoloji Dergisi, 14(43), 71–106.

TÜİK. (2023). İşgücü istatistikleri 2022. Türkiye İstatistik Kurumu. https://www.tuik.gov.tr

Twenge, J. M., Joiner, T. E., Rogers, M. L., & Martin, G. N. (2018). Increases in depressive symptoms, suicide-related outcomes, and suicide rates among U.S. adolescents after 2010 and links to increased new media screen time. Clinical Psychological Science, 6(1), 3–17. https://doi.org/10.1177/2167702617723376

Vogel, E. A., Rose, J. P., Roberts, L. R., & Eckles, K. (2014). Social comparison, social media, and self-evaluation. Psychology of Popular Media Culture, 3(4), 206–222. https://doi.org/10.1037/ppm0000047

Yıldız, M. A., & Baytemir, K. (2016). Ergenlikte ebeveyn bağlanması ve psikolojik iyi oluş: Öz-saygının aracı rolü. İlköğretim Online, 15(3), 1180–1191. https://doi.org/10.17051/io.2016.57040

YÖK. (2023). Yükseköğretim istatistikleri 2022–2023. Yükseköğretim Kurulu. https://www.yok.gov.tr/universiteler/yuksekogretim-istatistikleri

 

WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar

Popüler