SÜVEYDA kalbin tam ortasında bulunduğuna inanılan siyah nokta
- Tasavvufta ve Dini Anlamda: Kalbin merkezindeki ilahi sırların, maneviyatın ve yaratıcının tecelli ettiği (yansıdığı) kabul edilen nurani noktadır. Tasavvufta burası basiret ve içgörü merkezi olarak görülür.
- Edebiyatta: Gizli aşk, sevda, kalpteki derin ve silinmez sevgi izi anlamlarında kullanılır.
- İsim Anlamı: Türkçede kız ismi olarak da tercih edilen Süveyda, "koyu siyah, esmer güzeli" manalarına da gelmektedir.
Sen köklü ben öksüz.
Süveyda
— Bakıp da Görememenin Üzerine —
I. Ağaç
Bahçenin ortasında bir ağaç vardı.
Sadece bir ağaç değil; o avlunun belleğiydi. Yazları gölgesi, kışları gövdesi bir sığınak gibiydi. Dalları, yıllar içinde öyle bir açılmıştı ki artık gökyüzünün bir parçası gibi görünüyordu — bitimsiz maviyle yaprak arasındaki sınır silinmişti. Kim bakarsa baksın, o ağaç olmadan orayı tarif edemezdi. Yer, ağaçla anlam kazanmıştı.
Ağacın altında oturanlar, gidip gelmişlerdi. Çocuklar büyümüş, büyükler yaşlanmıştı. Ama ağaç duruyordu. Kökleri toprağa o kadar derinlemişti ki onu yerinden etmek için topraktan vazgeçmek gerekirdi. O kökler sadece ağacı taşımıyordu; o avludaki hayatları da tutuyordu bir yerde.
Süveyda da öyle bir ağaçtı.
II. Asa Olmak
Bir ağacın asaya dönüşmesi için kesilmesi gerekir.
Bu, hem ağacın sonu hem de bir başkasının başlangıcıdır. Artık dal vermez, gölge yapmaz. Ama birisinin elinde tutulur; birisine yaslanmayı mümkün kılar. Ağaçken hiç tanımadığı insanlara dokunur. Bir asa hem taşır hem taşınır — hem güç verir hem de elden ele geçer. Ve sessizce, çürüyene kadar hizmet eder.
Süveyda'nın hikâyesi de böyle bir dönüşümün hikâyesidir. Kendi ayakları üzerinde dimdik duran, kökleri derinlere uzanan, çevresine hayat veren bir kadın; bir gün kendini insanların elinde, onların ağırlığını taşıyan bir asa gibi bulur. Hatta bu dönüşümün tam olarak ne zaman gerçekleştiğini bile fark etmez. Birdenbire ağaç değildir artık. Ama kimse de bunu ona sormamıştır.
Kesilme... Bu kelimenin içinde hem acı hem de bir tür zorunluluk vardır. Ağaç, kesilmeyi tercih etmez. Ama çevresindeki insanlar ona ihtiyaç duyduğunda — annesinin yorgun bedeni, kardeşinin sarsılan omuzları, evin içinde sessiz sessiz biriken yükler — Süveyda hep orada olmuştur. Köklü durmak başkalarına yetmez bir noktada; asaya dönüşmek zorunlu hale gelir.
III. Annenin Eli
Anneler bazen ağacın kökü gibidir. Görünmezler ama her şeyi tutarlar.
Süveyda'nın annesi, çevresindeki insanlara yardım etmekle tanınan biriydi. Komşusu ağlarsa kapısına giderdi, uzaktaki akraba hasta düşerse ilk o uğrardı, yabancı biri yol sorsa saatlerce rehberlik ederdi. Bu iyilik bir performans değildi — kemiklerine işlemiş bir alışkanlıktı. Belki de bir inanç. İnsan, insanın yanında durmalıydı; bu kadar sade, bu kadar açıktı.
Ama bir gün, o ağaç kesildi.
Annenin bedeni artık onu taşıyamıyordu. Hastalık ya da yaş, fark etmez — bazı ağaçlar bir sabah ayakta duramaz hale gelir. O güne kadar asasız yürüyen insan, o gün anlar ki aslında bütün bir ömür boyunca o ağacın gölgesinde yürümüştü. Ve şimdi gölge gitmişti.
Süveyda bu yitimi içinde sessizce taşıdı. Çünkü Süveyda, yardımın bir ağaçtan kesilme anında başladığını öğrenmişti annesiyle. Vermek; bazen köklerin toprağı bırakmasını, gölgenin çekilmesini, dalların elden ele geçmesini gerektirir.
IV. Bakıp da Görememe
Psikolojide buna bazen görme körlüğü değil, anlam körlüğü deriz. Gözler açıktır, nesne görüş alanındadır, ama anlam teslim olmaz.
Süveyda'yı çevresindekiler her gün görürdü. Sabah kahvaltısında, evin koridorunda, telefon ekranında. Ona bakarlardı — ama Süveyda'yı görmezlerdi. Onun yorgunluğunu değil, hizmetini görürdü. Onun kırılganlığını değil, dayanıklılığını görürdü. Onun ne hissettirdiğini değil, ne yaptığını. Süveyda bir asa hâline geldikçe, bir insan olmaktan çıkıyordu çevresi için. Asayı kimse sorgulamaz; onu tutar ve yürür.
Bu tür görememezlik, kötü niyetten doğmaz çoğu zaman. İnsanlar Süveyda'ya kötülük etmek istemiyordu. Sadece onun orada olmasına o kadar alışmışlardı ki olmayabileceğini düşünmemişlerdi. Güneş gibi. Güneşin doğup doğmayacağını sabah sabah sormaz kimse. Doğar zaten.
Ve Süveyda da bunu biliyordu. İşte bu yüzden hem orada olmak hem de orada görünmemek arasında bir hayat kurmuştu kendine.
V. Sen Köklü Ben Öksüz
Bu cümle, bir hesaplaşmadır.
Sen köklüsün — bir yere aitsin, bir geçmişin var, seni besleyen bir toprağın var. Ama ben öksüzüm. Kökümü yitirdim ya da hiç sahip olamadım. Bu cümle ne suçlamalıdır ne de sızlanma. Sadece bir fark tespiti gibi görünse de içinde derin bir yas vardır.
Süveyda'nın annesini yitirmesi ya da annesinin onu bırakıp gitmesi — hangisi olursa olsun — onu bu cümleyle baş başa bırakmıştır: Sen köklü, ben öksüz.
Bir ağaç, ancak kökleri olduğu zaman ağaçtır. Kökleri çürüdüğünde ya da koptuğunda artık devrilmeyi bekler. Süveyda başkalarına asa olmuştu ama kendisini tutacak kökleri zayıflamıştı. Annesinin eli — o tuttuğunda toprak gibi hissettiren el — artık yoktu ya da yetmiyordu. Ve Süveyda, asalar için kimsenin yaratmadığı bir sorunu yaşıyordu: Asanın da yaslanacak bir yere ihtiyacı vardır.
Öksüzlük yalnızca yetim kalmak değildir. Bir insan hayatta olduğu hâlde de öksüz kalabilir. Annesinin gözlerinde kendini göremediğinde, annesiyle aynı evde yaşasa da kaybolabilir. Köklerin fiziksel varlığı her zaman yetmez — köklerin seni tutması gerekir.
Dallarım başkasının göğü oldu,
köklerim toprağa sormadan ayrıldı.
Sen köklü,
ben öksüz.
VI. Asanın Sesi
Bir asa ses çıkarmaz.
Yere vurulduğunda, merdivenin kenarına yaslandırıldığında, elde sıkılıp sıkılıp bırakıldığında — ses çıkarmaz. Sessizliği, işlevselliğinin bir parçasıdır. Ama o sessizliğin içinde, her gece, kulak verilmemiş bir şeylerin biriktiği olur.
Süveyda da sessizdi. Ama bu sessizlik boyun eğmekten değil, anlamamalarından çok daha derin bir yorgunluktan geliyordu. Anlatmak yorucudur; hele ki anlatıldığında karşıdaki sadece başını sallayıp yükünü yeniden uzatıyorsa.
Psikologlar buna duygusal görünmezlik der. Bir kişinin bedensel varlığının sürekli işlevsel amaçlarla kullanılırken iç dünyasının görmezden gelinmesi. Bu durum zamanla kişinin kendi iç sesini de bastırmasına yol açar. Süveyda, kendi sesini duymayı bırakmıştı artık. Çünkü duysa bile dinleyen yoktu.
VII. Yeniden Kök Salmak
Ağaçlar çürür. Ama toprak çürümez.
Süveyda'nın hikâyesi bir yitiş değil, bir arayış hikâyesidir. Köklerini yitirmiş bir ağaç bile, doğru toprağa düşerse yeniden filizlenebilir. Bunu bilmek için botanik değil, sadece umut bilgisi gerekir.
Belki Süveyda'nın ihtiyacı olan şey, birinin ona gözlerinin içine bakması ve "Sen nasılsın?" diye sormasıdır. Gerçekten sormasıdır; cevabı duymak için sormasıdır. "İyiyim" dediğinde "Hayır, gerçekten" diyebilmesidir. Bu basit bir jest değil, görülme deneyimidir. Ve görülmek, köklerin toprağı bulmasıdır.
Bakıp da görmek... Bunu öğrenmek hem verenin hem alanın üzerine düşen bir sorumluluktur. Süveyda başkalarını görmesini öğrenmişti annesiyle. Ama şimdi birinin de onu görmesi gerekiyor. Bu sefer o asanın yere bırakılması, bir köşeye yaslanması, ve birisinin "Dur, sen de yoruldun" demesi gerekiyor.
Çünkü ağaçlar kesilerek asa olabilir. Ama asalar da toprağa dikilirse yeniden ağaç olabilir.
Bu, Süveyda'nın hak ettiği şeydir.
✦
Dr. Fikret Gülaçtı
Klinik Psikolog | Akademisyen | Yazar
fgulacti.blogspot.com | @fikret_gulacti | fikretgulacti24@gmail.com

Yorumlar
Yorum Gönder