Bir Kurban Bayramı'nı Uğurlarken: Veda, Hatıra ve Dünyanın Ağırlığı
Bir Kurban Bayramı'nı Uğurlarken:
Veda, Hatıra ve Dünyanın Ağırlığı
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı
~ ~
Bayram geldi, kapılar açıldı yine,
Kimisi geçti, kimi durdu eşiğinde.
Kurbanlar kesildi, dualar yükseldi,
Yokluğun sesini varlık taşıdı.
Yollar doldu taştı, köyler nefes aldı,
Şehirler uyudu, sarılmalar yeterliydi.
Ama uzakta bir ses, bir yas karıştı bayrama,
Gazze'nin duası erişti göğe, kana bulanmış bayrama.
~ ~
1. Veda: Her Bayram Bir Vedadır
Bir Kurban Bayramı daha geride kaldı. Bu satırları yazarken, içimde hem şükür hem de hafif bir ağırlık var. Her bayramın ardından böyle hissederim; insan hem dolar hem de boşalır. Dolar çünkü sevdiklerini görmüştür, kucaklaşmıştır, birlikte sofra kurmuştur. Boşalır çünkü bayram biter, yollar ayrılır ve hayatın olağan akışı yeniden başlar.
Ama asıl ağırlık başka bir yerden geliyor. Kimimiz bir sonraki bayramda bu masada olmayacak. Bu düşünce sert bir gerçek; kaçınılmaz, karşı konulmaz. İslam geleneğinde ölümü sık hatırlamak, kalbi uyandıran en güçlü yöntemlerden biri olarak görülmüştür (Gazzâlî, 2002). Tasavvuf literatüründe buna "fikrü'l-mevt" denir; ölümü düşünmek insanı dünyaya tutunmaktan kurtarır, kalbi derinleştirir. Kurban bayramı, tam da bu derinliği zorunlu kılan bir andır. Çünkü her kurban, bir fedakârlığı, bir vazgeçişi simgeler. Hz. İbrahim'in bıçağı yalnızca etlik bir hayvanı kesmemişti; aslında Tanrı'ya tam teslimiyetin, yani "kurban olma"nın sembolik bir ifadesiydi (Schimmel, 1995).
Ve bir de hiç olmayacak olanlar var: Aramıza katılmadılar ama niyetimizde, duamızda yer aldılar. Bir dahaki sefere dedik ya da asla demeyeceğiz artık; insan bazen farkında olmadan son kez görüşür birileriyle. Psikoloji de bu gerçeği onaylar: Kayıp ve yas, yalnızca ölümle başlamaz; ertelenmiş buluşmalar, söylenmemiş sözler, geçip giden fırsatlar da birer yas nesnesine dönüşebilir (Worden, 2009).
2. Kurbanın Ruhu: Kan Değil, Niyet Ulaşır
Kurban kesmek, pek çok insana uzaktan bir ritüel gibi görünebilir. Oysa bu ibadetin derinliğinde çok katmanlı bir anlam yatıyor. Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilir: "Onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz; fakat O'na sizin takvanız ulaşır" (Hac Suresi, 22/37). Bu ayet kurbanın özünü özetliyor: Niyet, teslim olma ve paylaşma.
Sosyal psikoloji açısından bakıldığında kurban ibadeti, kolektif kimliği güçlendiren ortak bir ritüel pratiğidir. Durkheim (1912/1995), dini ritüellerin topluluğu bir arada tutan "kolektif vicdan" işlevi gördüğünü ileri sürmüştür. Kurban bu bağlamda sadece bireysel bir ibadet değil, topluluğun kendisini yenilediği sembolik bir eylemdir. Komşuya, yoksula, uzaktaki kardeşe ulaşan et parçaları yalnızca besin değil; bağ, aidiyet ve dayanışmanın somutlaşmış biçimidir.
Bir de "olmayanların" kurbanı var. Maddi imkânı olmayanlar, kurban kesemeyenler; onlar da niyetle, duayla bu sofranın bir parçası oldular. İslam'ın niyet merkezli ahlak anlayışı bu noktada çok kıymetli: "İnneme'l-a'mâlü bin-niyyât" — Ameller niyetlere göredir (Buhârî, hadis no. 1). Niyet, maddi sınırları aşan manevi bir fiildir.
3. Yollar, Köyler, Evler: Bayramın Coğrafyası
Bayramda yollar doldu. Bu bir mecaz değil, somut bir gerçek. Büyük şehirlerin asfaltları köylere, taşra kasabalarına, dağ başlarındaki memlekete aktı. Anadolu'nun hafızası böyledir: Köy evleri bayramda nefes alır. Yıl boyunca boş duran odalar, sessiz kalan ocaklar canlanır. Büyükbabalar bahçeye çıkar, büyükanneler ocak başına geçer.
Sosyal medya olmaksızın da görüşüldü bu bayram. Pek çok insan ekrana bakmadı, ekranda değil, karşısındaki gözlerde baktı birbirine. Bu, sanıldığından daha değerlidir. Yüz yüze etkileşimin psikolojik sağlık üzerindeki olumlu etkileri, dijital iletişimle kıyaslandığında çok daha güçlüdür (Cacioppo & Patrick, 2008). Sarılmak, gözlerin içine bakmak, birlikte sessiz oturmak; bunlar dijital bir platformda asla tam olarak karşılanamaz.
Ve her şey eskisi gibi olmayacak artık. Bu hem acı hem de güzel. Bayram, anları ve anıları biriktirerek zenginleştirir insanı. Psikolojide "otobiyografik bellek" olarak adlandırılan bu deneyimsel birikim, kimlik gelişiminin ve psikolojik bütünlüğün temel taşlarından biridir (Conway & Pleydell-Pearce, 2000). Bayram anıları, kimliğimizin dokusuna işler; bizi biz yapan hikâyelerin bir parçası olur.
4. İlişkilerin Bayram Aynası
Bayramlar, ayna gibidir. Aile dinamiklerini, ilişki kalitelerini, uzaklaşmaları ve yakınlaşmaları gözler önüne serer. Ebeveynler, ebeveynliklerini farkında ya da farkında olmadan kıyaslarlar. Kim nasıl büyüttü? Kim ne söyledi, kim sarmadı çocuğunu? Kim dua aldı, kim sitem?
İlişkiler de bayramda tartılır. Kimi zaman sessiz bir kararda kristalleşir bu: bir ayrılık, yeni bir başlangıç, uzun ertelenmiş bir hesaplaşma ya da yıllar sonra bir barışma. Bağlanma kuramı çerçevesinden bakıldığında bayramlar, erken dönem ilişki örüntülerini yeniden canlandıran bağlamlar oluşturur (Bowlby, 1988). Aile ortamında geçen yoğun duygusal etkileşimler, hem bağlanma güvenliğini hem de kırılganlıkları yüzeye çıkarabilir.
Belki de bayramın en derin psikolojisi burada yatar: İnsan, aile içinde hem en savunmasız hem de en gerçek haliyle var olur. Maskelerin düştüğü, seslerin yükseldiği, gözyaşlarının yakın olduğu bu anlarda bile — ya da tam bu anlarda — insan, sevilmeye dair en temel ihtiyacını hisseder.
5. Bayramda Boş Kalan Sandalyeler: Şehit Aileleri ve Kayıp Evleri
Bazı evlerde bayram, bir yerin boş olmasıyla başlar. Sofrada bir sandalye fazladan durur. Ya da sandalye bile konulmaz; çünkü koymak, olmayışı daha da görünür kılar. Şehit aileleri, bu ülkede bayramları başka türlü yaşar. Onlar için bayram günü, bir anma günüdür de aynı zamanda. Bayram tekbirleri yükselirken içlerinde başka bir ses çıkar; o ses şükür değil, özlemdir.
Yas psikolojisi bu durumu "tarih bağlantılı yas" ya da "yıl dönümü tepkisi" kavramlarıyla ele alır. Önemli toplumsal günler, bayramlar, yıl dönümleri; kayıp yaşayan bireylerde yeniden yas sürecini tetikleyebilir (Rando, 1993). Anı, bedeni hatırlar. Bayramın atmosferi — kokular, sesler, kalabalık — o kaybı bir kez daha ve bazen daha derin bir şekilde gün yüzüne çıkarabilir.
Şehit annelerinin bayramı farklıdır. Onlar hem gurur taşır hem yas. Devlet törenleri, madalyalar, sözler... ama evde bayram sabahı, o ses yoktur. O koşup kapıya gelen ayak sesleri yoktur. "Hayırlı bayramlar anne" yoktur. Bu ikili duygu hali — gurur ile yasa aynı anda yer olmak — "karmaşık yas" literatüründe incelenen, kronikleşme riski taşıyan bir yas biçimidir (Shear et al., 2011).
Yalnızca şehit aileleri değil; hastalıktan, kazadan, zamansız ölümden yakın kaybeden her ev bu bayramı başka geçirmiştir. İnsan kaybının hemen ardından gelen ilk bayram özellikle ağırdır. Geçen yıl birlikte oturulan sofra, bu yıl eksik gelir. Gelen ziyaretçiler teselli eder, ama bazen o tesellilerin ağırlığı da cabası olur. Yas çalışmaları göstermektedir ki sosyal destek, yas sürecinde koruyucu bir işlev görür; ancak destekleyici çevrenin kaybın gerçekliğini tanıması, yani "görünmez yas" yaşatmaması kritik öneme sahiptir (Neimeyer, 2001).
Bu evlere bu bayram dua gitsin. Bayramlaşmak için kapıyı çalmak, bazen en değerli şeydir. Çünkü o kapının açılması, "hâlâ buradayım, seni unutmadım" demektir. Ve yas içindeki biri için unutulmamak, en büyük armağanlardan biridir.
~ ~
Sofra kuruldu, sandalye konulmadı,
ama onun yeri hep ortada durdu.
Annenin duası yarım kaldı boğazında,
tekbir sesiyle örttü yutkunmayı.
Şehit dendi, kahraman dendi, vatan dendi —
ama evde tek isim kaldı: oğlum.
~ ~
6. Bayramda Bitmemiş İşlerin Gölgesi
Bayramda her şeyin durması gerekir, diye bir inanış vardır içimizde. Kavgalar ertelenir, borçlar bir kenara bırakılır, küslükler çözülür ya da en azından askıya alınır. Ama hayat bu sınırları her zaman saymaz. Bitmemiş işler, bayramın kapısından içeri girer; bazen sessizce, bazen gürültüyle.
Bitmemiş işler derken yalnızca mesleki yükleri değil; kapanmamış ilişkileri, söylenmemiş özürleri, yarım kalmış helalleşmeleri, uzun süredir gidilemeyen kabri de kastediyorum. Psikolojide "tamamlanmamış gestalt" kavramı bu durumu açıklar: Zihin, kapanmamış deneyimlere döner; onları tamamlamaya çalışır (Perls et al., 1951). Bayram, bu tamamlanmamışlıkları zaman zaman daha belirgin hissettirir; çünkü bayram, bir tür hesap sorar insandan — neyin bittiğini, neyin bitmediğini sormaya zorlar.
Küs kardeşiyle bayramlaşmayan insan bayramı tam yaşayamaz. İçinde bir şey eksik kalır; bayram sevinci, o eksikliği daha görünür yapar, paradoks olarak. Davranışsal aktivasyon ve duygu düzenleme literatüründe olumlu sosyal ritüellerin — bayramlaşma, sarılma, birlikte yemek yeme — stres tamponlayıcı işlev gördüğü defalarca ortaya konulmuştur (Fredrickson, 2001). Bu ritüellerin bitmemiş işlerle sekteye uğraması ise tam tersi bir etki yaratır.
Ama bitmemiş işlerin bayramda kendine özgü bir fırsatı da vardır. Bayram, geleneksel Türk-İslam kültüründe yeniden başlama zamanıdır. Büyüklerin elini öpmek, özür dilemek, küskünleri barıştırmak; bunlar bu kültürün bayrama yüklediği anlam katmanlarından biridir. Hatta "bayram bayramdır barışırsak" deyişi halkın hafızasında yerini almıştır. Bu yüzden bazı bitmemiş işlerin tam da bayramda çözülebildiği olur. Sessizce uzanılan bir el, yıllarca söylenemeyen bir özür, kapıda duraksayıp girilmek istenen ama girilemeyen bir ev — bayram bunlara da ev sahipliği yapar bazen.
Ve çözmek için bayramı beklemenin kendisi de düşündürücüdür. İnsan neden bazı şeyleri ancak belirli bir kırılma noktasında söyleyebilir? Belki bayramlar tam da bu işe yarar: Olağan günlerin donuklaştırdığı duyguları eritmek için bir ısı kaynağı gibi.
~ ~
Kapı önünde durdum, giremedim içeri,
özür dilemeyi unuttum ya da erteledim belki.
Bitmemiş işler bayramda daha ağır basar,
sevinç, eksik olanı daha çok hissettirir.
Ama belki de bu yüzden bayram gelir —
donmuş ellerin çözülmesi için, kapıların açılması için.
~ ~
7. Dünyanın Diğer Yüzü: Bayramda Açık Yaralar
Bu bayram da öyle geçmedi ki gönlümüzde sadece sevinç kalsın. Dünya haritasının bazı köşeleri, bayram dualarımıza yas olarak karıştı. Filistin ve Gazze, bu yazının yazıldığı günlerde sistematik bir yıkım altında. Sivil kayıplar, yerinden edilmeler, açlık; bunlar rakamdan ibaret değil, her biri bir anne, bir çocuk, bir torun.
Myanmar'da Rohingya Müslümanları yıllardır sürgünde, kamplarda, görünmezlik içinde yaşıyor. Doğu Türkistan'da Uygur Türkleri kültürel kimliğini, dilini ve inancını zorla kaybettirme politikalarıyla karşı karşıya. Bu coğrafyalardaki acı, küresel vicdan için ciddi bir sınav olmaya devam ediyor.
Travma literatüründe "kolektif yas" ve "ikincil travmatizasyon" kavramları, uzakta yaşanan acıların nasıl geniş toplulukları etkilediğini açıklar (Herman, 1992). Ekranda izlenen bir enkaz fotoğrafı, bilinçdışında derin izler bırakabilir; özellikle iman ve ortak kimlik bağı kuvvetliyse. Bu sebeple bayram dualarına Filistin'i, Myanmar'ı, Doğu Türkistan'ı katmak yalnızca siyasi bir jest değil, aynı zamanda psikolojik olarak sağlıklı bir empati pratiğidir.
Ve bayram bu topraklarda kısmen de olsa hüznü beraberinde getirdi. Hüzün, duyarsızlıktan değil; farkındalıktan, vicdandan kaynaklanıyorsa bu sağlıklıdır. Sağlıklı yas, acıyı görmek ve taşımaktır — onu yok saymak değil.
~ ~
Bir çocuk Gazze'de doğdu kurban sabahı,
annesi duasını tamamladı son nefesinde.
Doğu'da bir dil yasaklandı öğle namazında,
Myanmar'da bir çocuk 'bayram' kelimesini öğrenemedi.
Biz ise sofraları donattık, bayramlaştık,
dua bitmeden gözyaşı düştü ekmeğe.
~ ~
8. Bayram Sonrası: Geriye Ne Kalır?
Bayram bitti. Yollar boşaldı. Köyler yeniden sessizliğe büründü. Şehirler gürültüsüne döndü. Ama bir şeyler kaldı. Anlar ve anılar kaldı. Birinin gözlerindeki ışık kaldı. Sofranın kokusu kaldı. Ve yas; farkında olsak da olmayacak kalanların, boş sandalyenin, kapıda duraklayanın yeri kaldı.
Psikoloji, anlamlı deneyimlerin hafızada yerleşme biçimini incelerken şunu ortaya koymuştur: Duygusal yoğunluğu yüksek, anlam yüklü anlar, insanın yaşam anlatısının temel taşlarına dönüşür (McAdams, 2001). Bayramlar işte tam da bu işlevi görür. Sadece takvimde bir gün değil; kimliğimizin, aidiyet duygumuzun, sevgi kapasitemizin yeniden şekillendiği anlardır.
Ve her bayramın ardından insan biraz daha olgunlaşır belki. Biraz daha anlıyor: Zaman geçiyor, ama sevgi geçmek zorunda değil. İnsan gidiyor, ama dua gitmez. İşler bitmemiş kalıyor ama kalp, bitirmek istiyor. Kurban kesildi; o fedakârlık ruhu — Allah'a teslim olma hali — geride kalır. İçimizde, evlerimizde, çocuklarımızın gözlerinde.
~ ~
Bir daha bayram gelecek, belki görmeyiz,
ya da göreceğiz — kim bilir hangi hallere dönmüş?
Önemli olan şimdi dolu olmak,
şükrü tutmak avuçlarda, hasreti gömmek kalbe.
Kurban olsun hırslarımız, kinlerimiz,
bıçak sadece etle değil — nefsle kesişsin.
Bitmemiş işler bitmeden gitmeyelim,
kapıda duran el içeri girsin, helalleşsin.
Ve o uzak coğrafyalarda ağlayan çocuklar,
bir gün bayramda gülebilsin — bu dua son duamız olsun.
~ ~
Kaynakça
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
Buhârî, M. İ. (2012). Sahîhu'l-Buhârî (M. Çavuşoğlu, Çev.). Erkam Yayınları. (Özgün eser M.S. 9. yüzyılda derlendi)
Cacioppo, J. T., & Patrick, W. (2008). Loneliness: Human nature and the need for social connection. W. W. Norton & Company.
Conway, M. A., & Pleydell-Pearce, C. W. (2000). The construction of autobiographical memories in the self-memory system. Psychological Review, 107(2), 261–288. https://doi.org/10.1037/0033-295X.107.2.261
Diyanet İşleri Başkanlığı. (2016). Kur'an-ı Kerim meali. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
Durkheim, É. (1995). The elementary forms of religious life (K. E. Fields, Çev.). Free Press. (Özgün eser 1912'de yayımlandı)
Fredrickson, B. L. (2001). The role of positive emotions in positive psychology: The broaden-and-build theory of positive emotions. American Psychologist, 56(3), 218–226. https://doi.org/10.1037/0003-066X.56.3.218
Gazzâlî, E. H. (2002). İhyâu ulûmi'd-dîn (A. Serdaroğlu, Çev., Cilt 4). Bedir Yayınevi. (Özgün eser 12. yüzyılda yazıldı)
Herman, J. L. (1992). Trauma and recovery: The aftermath of violence — from domestic abuse to political terror. Basic Books.
McAdams, D. P. (2001). The psychology of life stories. Review of General Psychology, 5(2), 100–122. https://doi.org/10.1037/1089-2680.5.2.100
Neimeyer, R. A. (2001). Meaning reconstruction and the experience of loss. American Psychological Association.
Perls, F., Hefferline, R. F., & Goodman, P. (1951). Gestalt therapy: Excitement and growth in the human personality. Julian Press.
Rando, T. A. (1993). Treatment of complicated mourning. Research Press.
Schimmel, A. (1995). İslam'ın mistik boyutları (E. Kocabaş, Çev.). Adam Yayıncılık.
Shear, M. K., Simon, N., Wall, M., Zisook, S., Neimeyer, R., Duan, N., Reynolds, C., Lebowitz, B., Sung, S., Ghesquiere, A., Gorscak, B., Clayton, P., Ito, M., Nakajima, S., Konishi, T., Melhem, N., Meert, K., Schiff, M., O'Connor, M.-F., … Keshaviah, A. (2011). Complicated grief and related bereavement issues for DSM-5. Depression and Anxiety, 28(2), 103–117. https://doi.org/10.1002/da.20780
Worden, J. W. (2009). Grief counseling and grief therapy: A handbook for the mental health practitioner (4th ed.). Springer Publishing.
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık
Blog: fgulacti.blogspot.com | Instagram: @fikret_gulacti | E-posta: fikretgulacti24@gmail.com
Bir Kurban Bayramı'nı Uğurlarken:
Veda, Hatıra ve Dünyanın Ağırlığı
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı
~ ~
Bayram geldi, kapılar açıldı yine,
Kimisi geçti, kimi durdu eşiğinde.
Kurbanlar kesildi, dualar yükseldi,
Yokluğun sesini varlık taşıdı.
Yollar doldu taştı, köyler nefes aldı,
Şehirler uyudu, sarılmalar yeterliydi.
Ama uzakta bir ses, bir yas karıştı bayrama,
Gazze'nin duası erişti göğe, kana bulanmış bayrama.
~ ~
1. Veda: Her Bayram Bir Vedadır
Bir Kurban Bayramı daha geride kaldı. Bu satırları yazarken, içimde hem şükür hem de hafif bir ağırlık var. Her bayramın ardından böyle hissederim; insan hem dolar hem de boşalır. Dolar çünkü sevdiklerini görmüştür, kucaklaşmıştır, birlikte sofra kurmuştur. Boşalır çünkü bayram biter, yollar ayrılır ve hayatın olağan akışı yeniden başlar.
Ama asıl ağırlık başka bir yerden geliyor. Kimimiz bir sonraki bayramda bu masada olmayacak. Bu düşünce sert bir gerçek; kaçınılmaz, karşı konulmaz. İslam geleneğinde ölümü sık hatırlamak, kalbi uyandıran en güçlü yöntemlerden biri olarak görülmüştür (Gazzâlî, 2002). Tasavvuf literatüründe buna "fikrü'l-mevt" denir; ölümü düşünmek insanı dünyaya tutunmaktan kurtarır, kalbi derinleştirir. Kurban bayramı, tam da bu derinliği zorunlu kılan bir andır. Çünkü her kurban, bir fedakârlığı, bir vazgeçişi simgeler. Hz. İbrahim'in bıçağı yalnızca etlik bir hayvanı kesmemişti; aslında Tanrı'ya tam teslimiyetin, yani "kurban olma"nın sembolik bir ifadesiydi (Schimmel, 1995).
Ve bir de hiç olmayacak olanlar var: Aramıza katılmadılar ama niyetimizde, duamızda yer aldılar. Bir dahaki sefere dedik ya da asla demeyeceğiz artık; insan bazen farkında olmadan son kez görüşür birileriyle. Psikoloji de bu gerçeği onaylar: Kayıp ve yas, yalnızca ölümle başlamaz; ertelenmiş buluşmalar, söylenmemiş sözler, geçip giden fırsatlar da birer yas nesnesine dönüşebilir (Worden, 2009).
2. Kurbanın Ruhu: Kan Değil, Niyet Ulaşır
Kurban kesmek, pek çok insana uzaktan bir ritüel gibi görünebilir. Oysa bu ibadetin derinliğinde çok katmanlı bir anlam yatıyor. Kur'an-ı Kerim'de açıkça belirtilir: "Onların etleri ve kanları Allah'a ulaşmaz; fakat O'na sizin takvanız ulaşır" (Hac Suresi, 22/37). Bu ayet kurbanın özünü özetliyor: Niyet, teslim olma ve paylaşma.
Sosyal psikoloji açısından bakıldığında kurban ibadeti, kolektif kimliği güçlendiren ortak bir ritüel pratiğidir. Durkheim (1912/1995), dini ritüellerin topluluğu bir arada tutan "kolektif vicdan" işlevi gördüğünü ileri sürmüştür. Kurban bu bağlamda sadece bireysel bir ibadet değil, topluluğun kendisini yenilediği sembolik bir eylemdir. Komşuya, yoksula, uzaktaki kardeşe ulaşan et parçaları yalnızca besin değil; bağ, aidiyet ve dayanışmanın somutlaşmış biçimidir.
Bir de "olmayanların" kurbanı var. Maddi imkânı olmayanlar, kurban kesemeyenler; onlar da niyetle, duayla bu sofranın bir parçası oldular. İslam'ın niyet merkezli ahlak anlayışı bu noktada çok kıymetli: "İnneme'l-a'mâlü bin-niyyât" — Ameller niyetlere göredir (Buhârî, hadis no. 1). Niyet, maddi sınırları aşan manevi bir fiildir.
3. Yollar, Köyler, Evler: Bayramın Coğrafyası
Bayramda yollar doldu. Bu bir mecaz değil, somut bir gerçek. Büyük şehirlerin asfaltları köylere, taşra kasabalarına, dağ başlarındaki memlekete aktı. Anadolu'nun hafızası böyledir: Köy evleri bayramda nefes alır. Yıl boyunca boş duran odalar, sessiz kalan ocaklar canlanır. Büyükbabalar bahçeye çıkar, büyükanneler ocak başına geçer.
Sosyal medya olmaksızın da görüşüldü bu bayram. Pek çok insan ekrana bakmadı, ekranda değil, karşısındaki gözlerde baktı birbirine. Bu, sanıldığından daha değerlidir. Yüz yüze etkileşimin psikolojik sağlık üzerindeki olumlu etkileri, dijital iletişimle kıyaslandığında çok daha güçlüdür (Cacioppo & Patrick, 2008). Sarılmak, gözlerin içine bakmak, birlikte sessiz oturmak; bunlar dijital bir platformda asla tam olarak karşılanamaz.
Ve her şey eskisi gibi olmayacak artık. Bu hem acı hem de güzel. Bayram, anları ve anıları biriktirerek zenginleştirir insanı. Psikolojide "otobiyografik bellek" olarak adlandırılan bu deneyimsel birikim, kimlik gelişiminin ve psikolojik bütünlüğün temel taşlarından biridir (Conway & Pleydell-Pearce, 2000). Bayram anıları, kimliğimizin dokusuna işler; bizi biz yapan hikâyelerin bir parçası olur.
4. İlişkilerin Bayram Aynası
Bayramlar, ayna gibidir. Aile dinamiklerini, ilişki kalitelerini, uzaklaşmaları ve yakınlaşmaları gözler önüne serer. Ebeveynler, ebeveynliklerini farkında ya da farkında olmadan kıyaslarlar. Kim nasıl büyüttü? Kim ne söyledi, kim sarmadı çocuğunu? Kim dua aldı, kim sitem?
İlişkiler de bayramda tartılır. Kimi zaman sessiz bir kararda kristalleşir bu: bir ayrılık, yeni bir başlangıç, uzun ertelenmiş bir hesaplaşma ya da yıllar sonra bir barışma. Bağlanma kuramı çerçevesinden bakıldığında bayramlar, erken dönem ilişki örüntülerini yeniden canlandıran bağlamlar oluşturur (Bowlby, 1988). Aile ortamında geçen yoğun duygusal etkileşimler, hem bağlanma güvenliğini hem de kırılganlıkları yüzeye çıkarabilir.
Belki de bayramın en derin psikolojisi burada yatar: İnsan, aile içinde hem en savunmasız hem de en gerçek haliyle var olur. Maskelerin düştüğü, seslerin yükseldiği, gözyaşlarının yakın olduğu bu anlarda bile — ya da tam bu anlarda — insan, sevilmeye dair en temel ihtiyacını hisseder.
5. Bayramda Boş Kalan Sandalyeler: Şehit Aileleri ve Kayıp Evleri
Bazı evlerde bayram, bir yerin boş olmasıyla başlar. Sofrada bir sandalye fazladan durur. Ya da sandalye bile konulmaz; çünkü koymak, olmayışı daha da görünür kılar. Şehit aileleri, bu ülkede bayramları başka türlü yaşar. Onlar için bayram günü, bir anma günüdür de aynı zamanda. Bayram tekbirleri yükselirken içlerinde başka bir ses çıkar; o ses şükür değil, özlemdir.
Yas psikolojisi bu durumu "tarih bağlantılı yas" ya da "yıl dönümü tepkisi" kavramlarıyla ele alır. Önemli toplumsal günler, bayramlar, yıl dönümleri; kayıp yaşayan bireylerde yeniden yas sürecini tetikleyebilir (Rando, 1993). Anı, bedeni hatırlar. Bayramın atmosferi — kokular, sesler, kalabalık — o kaybı bir kez daha ve bazen daha derin bir şekilde gün yüzüne çıkarabilir.
Şehit annelerinin bayramı farklıdır. Onlar hem gurur taşır hem yas. Devlet törenleri, madalyalar, sözler... ama evde bayram sabahı, o ses yoktur. O koşup kapıya gelen ayak sesleri yoktur. "Hayırlı bayramlar anne" yoktur. Bu ikili duygu hali — gurur ile yasa aynı anda yer olmak — "karmaşık yas" literatüründe incelenen, kronikleşme riski taşıyan bir yas biçimidir (Shear et al., 2011).
Yalnızca şehit aileleri değil; hastalıktan, kazadan, zamansız ölümden yakın kaybeden her ev bu bayramı başka geçirmiştir. İnsan kaybının hemen ardından gelen ilk bayram özellikle ağırdır. Geçen yıl birlikte oturulan sofra, bu yıl eksik gelir. Gelen ziyaretçiler teselli eder, ama bazen o tesellilerin ağırlığı da cabası olur. Yas çalışmaları göstermektedir ki sosyal destek, yas sürecinde koruyucu bir işlev görür; ancak destekleyici çevrenin kaybın gerçekliğini tanıması, yani "görünmez yas" yaşatmaması kritik öneme sahiptir (Neimeyer, 2001).
Bu evlere bu bayram dua gitsin. Bayramlaşmak için kapıyı çalmak, bazen en değerli şeydir. Çünkü o kapının açılması, "hâlâ buradayım, seni unutmadım" demektir. Ve yas içindeki biri için unutulmamak, en büyük armağanlardan biridir.
~ ~
Sofra kuruldu, sandalye konulmadı,
ama onun yeri hep ortada durdu.
Annenin duası yarım kaldı boğazında,
tekbir sesiyle örttü yutkunmayı.
Şehit dendi, kahraman dendi, vatan dendi —
ama evde tek isim kaldı: oğlum.
~ ~
6. Bayramda Bitmemiş İşlerin Gölgesi
Bayramda her şeyin durması gerekir, diye bir inanış vardır içimizde. Kavgalar ertelenir, borçlar bir kenara bırakılır, küslükler çözülür ya da en azından askıya alınır. Ama hayat bu sınırları her zaman saymaz. Bitmemiş işler, bayramın kapısından içeri girer; bazen sessizce, bazen gürültüyle.
Bitmemiş işler derken yalnızca mesleki yükleri değil; kapanmamış ilişkileri, söylenmemiş özürleri, yarım kalmış helalleşmeleri, uzun süredir gidilemeyen kabri de kastediyorum. Psikolojide "tamamlanmamış gestalt" kavramı bu durumu açıklar: Zihin, kapanmamış deneyimlere döner; onları tamamlamaya çalışır (Perls et al., 1951). Bayram, bu tamamlanmamışlıkları zaman zaman daha belirgin hissettirir; çünkü bayram, bir tür hesap sorar insandan — neyin bittiğini, neyin bitmediğini sormaya zorlar.
Küs kardeşiyle bayramlaşmayan insan bayramı tam yaşayamaz. İçinde bir şey eksik kalır; bayram sevinci, o eksikliği daha görünür yapar, paradoks olarak. Davranışsal aktivasyon ve duygu düzenleme literatüründe olumlu sosyal ritüellerin — bayramlaşma, sarılma, birlikte yemek yeme — stres tamponlayıcı işlev gördüğü defalarca ortaya konulmuştur (Fredrickson, 2001). Bu ritüellerin bitmemiş işlerle sekteye uğraması ise tam tersi bir etki yaratır.
Ama bitmemiş işlerin bayramda kendine özgü bir fırsatı da vardır. Bayram, geleneksel Türk-İslam kültüründe yeniden başlama zamanıdır. Büyüklerin elini öpmek, özür dilemek, küskünleri barıştırmak; bunlar bu kültürün bayrama yüklediği anlam katmanlarından biridir. Hatta "bayram bayramdır barışırsak" deyişi halkın hafızasında yerini almıştır. Bu yüzden bazı bitmemiş işlerin tam da bayramda çözülebildiği olur. Sessizce uzanılan bir el, yıllarca söylenemeyen bir özür, kapıda duraksayıp girilmek istenen ama girilemeyen bir ev — bayram bunlara da ev sahipliği yapar bazen.
Ve çözmek için bayramı beklemenin kendisi de düşündürücüdür. İnsan neden bazı şeyleri ancak belirli bir kırılma noktasında söyleyebilir? Belki bayramlar tam da bu işe yarar: Olağan günlerin donuklaştırdığı duyguları eritmek için bir ısı kaynağı gibi.
~ ~
Kapı önünde durdum, giremedim içeri,
özür dilemeyi unuttum ya da erteledim belki.
Bitmemiş işler bayramda daha ağır basar,
sevinç, eksik olanı daha çok hissettirir.
Ama belki de bu yüzden bayram gelir —
donmuş ellerin çözülmesi için, kapıların açılması için.
~ ~
7. Dünyanın Diğer Yüzü: Bayramda Açık Yaralar
Bu bayram da öyle geçmedi ki gönlümüzde sadece sevinç kalsın. Dünya haritasının bazı köşeleri, bayram dualarımıza yas olarak karıştı. Filistin ve Gazze, bu yazının yazıldığı günlerde sistematik bir yıkım altında. Sivil kayıplar, yerinden edilmeler, açlık; bunlar rakamdan ibaret değil, her biri bir anne, bir çocuk, bir torun.
Myanmar'da Rohingya Müslümanları yıllardır sürgünde, kamplarda, görünmezlik içinde yaşıyor. Doğu Türkistan'da Uygur Türkleri kültürel kimliğini, dilini ve inancını zorla kaybettirme politikalarıyla karşı karşıya. Bu coğrafyalardaki acı, küresel vicdan için ciddi bir sınav olmaya devam ediyor.
Travma literatüründe "kolektif yas" ve "ikincil travmatizasyon" kavramları, uzakta yaşanan acıların nasıl geniş toplulukları etkilediğini açıklar (Herman, 1992). Ekranda izlenen bir enkaz fotoğrafı, bilinçdışında derin izler bırakabilir; özellikle iman ve ortak kimlik bağı kuvvetliyse. Bu sebeple bayram dualarına Filistin'i, Myanmar'ı, Doğu Türkistan'ı katmak yalnızca siyasi bir jest değil, aynı zamanda psikolojik olarak sağlıklı bir empati pratiğidir.
Ve bayram bu topraklarda kısmen de olsa hüznü beraberinde getirdi. Hüzün, duyarsızlıktan değil; farkındalıktan, vicdandan kaynaklanıyorsa bu sağlıklıdır. Sağlıklı yas, acıyı görmek ve taşımaktır — onu yok saymak değil.
~ ~
Bir çocuk Gazze'de doğdu kurban sabahı,
annesi duasını tamamladı son nefesinde.
Doğu'da bir dil yasaklandı öğle namazında,
Myanmar'da bir çocuk 'bayram' kelimesini öğrenemedi.
Biz ise sofraları donattık, bayramlaştık,
dua bitmeden gözyaşı düştü ekmeğe.
~ ~
8. Bayram Sonrası: Geriye Ne Kalır?
Bayram bitti. Yollar boşaldı. Köyler yeniden sessizliğe büründü. Şehirler gürültüsüne döndü. Ama bir şeyler kaldı. Anlar ve anılar kaldı. Birinin gözlerindeki ışık kaldı. Sofranın kokusu kaldı. Ve yas; farkında olsak da olmayacak kalanların, boş sandalyenin, kapıda duraklayanın yeri kaldı.
Psikoloji, anlamlı deneyimlerin hafızada yerleşme biçimini incelerken şunu ortaya koymuştur: Duygusal yoğunluğu yüksek, anlam yüklü anlar, insanın yaşam anlatısının temel taşlarına dönüşür (McAdams, 2001). Bayramlar işte tam da bu işlevi görür. Sadece takvimde bir gün değil; kimliğimizin, aidiyet duygumuzun, sevgi kapasitemizin yeniden şekillendiği anlardır.
Ve her bayramın ardından insan biraz daha olgunlaşır belki. Biraz daha anlıyor: Zaman geçiyor, ama sevgi geçmek zorunda değil. İnsan gidiyor, ama dua gitmez. İşler bitmemiş kalıyor ama kalp, bitirmek istiyor. Kurban kesildi; o fedakârlık ruhu — Allah'a teslim olma hali — geride kalır. İçimizde, evlerimizde, çocuklarımızın gözlerinde.
~ ~
Bir daha bayram gelecek, belki görmeyiz,
ya da göreceğiz — kim bilir hangi hallere dönmüş?
Önemli olan şimdi dolu olmak,
şükrü tutmak avuçlarda, hasreti gömmek kalbe.
Kurban olsun hırslarımız, kinlerimiz,
bıçak sadece etle değil — nefsle kesişsin.
Bitmemiş işler bitmeden gitmeyelim,
kapıda duran el içeri girsin, helalleşsin.
Ve o uzak coğrafyalarda ağlayan çocuklar,
bir gün bayramda gülebilsin — bu dua son duamız olsun.
~ ~
Kaynakça
Bowlby, J. (1988). A secure base: Parent-child attachment and healthy human development. Basic Books.
Buhârî, M. İ. (2012). Sahîhu'l-Buhârî (M. Çavuşoğlu, Çev.). Erkam Yayınları. (Özgün eser M.S. 9. yüzyılda derlendi)
Cacioppo, J. T., & Patrick, W. (2008). Loneliness: Human nature and the need for social connection. W. W. Norton & Company.
Conway, M. A., & Pleydell-Pearce, C. W. (2000). The construction of autobiographical memories in the self-memory system. Psychological Review, 107(2), 261–288. https://doi.org/10.1037/0033-295X.107.2.261
Diyanet İşleri Başkanlığı. (2016). Kur'an-ı Kerim meali. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.
Durkheim, É. (1995). The elementary forms of religious life (K. E. Fields, Çev.). Free Press. (Özgün eser 1912'de yayımlandı)
Fredrickson, B. L. (2001). The role of positive emotions in positive psychology: The broaden-and-build theory of positive emotions. American Psychologist, 56(3), 218–226. https://doi.org/10.1037/0003-066X.56.3.218
Gazzâlî, E. H. (2002). İhyâu ulûmi'd-dîn (A. Serdaroğlu, Çev., Cilt 4). Bedir Yayınevi. (Özgün eser 12. yüzyılda yazıldı)
Herman, J. L. (1992). Trauma and recovery: The aftermath of violence — from domestic abuse to political terror. Basic Books.
McAdams, D. P. (2001). The psychology of life stories. Review of General Psychology, 5(2), 100–122. https://doi.org/10.1037/1089-2680.5.2.100
Neimeyer, R. A. (2001). Meaning reconstruction and the experience of loss. American Psychological Association.
Perls, F., Hefferline, R. F., & Goodman, P. (1951). Gestalt therapy: Excitement and growth in the human personality. Julian Press.
Rando, T. A. (1993). Treatment of complicated mourning. Research Press.
Schimmel, A. (1995). İslam'ın mistik boyutları (E. Kocabaş, Çev.). Adam Yayıncılık.
Shear, M. K., Simon, N., Wall, M., Zisook, S., Neimeyer, R., Duan, N., Reynolds, C., Lebowitz, B., Sung, S., Ghesquiere, A., Gorscak, B., Clayton, P., Ito, M., Nakajima, S., Konishi, T., Melhem, N., Meert, K., Schiff, M., O'Connor, M.-F., … Keshaviah, A. (2011). Complicated grief and related bereavement issues for DSM-5. Depression and Anxiety, 28(2), 103–117. https://doi.org/10.1002/da.20780
Worden, J. W. (2009). Grief counseling and grief therapy: A handbook for the mental health practitioner (4th ed.). Springer Publishing.
Prof. Dr. Fikret Gülaçtı
Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık
Blog: fgulacti.blogspot.com | Instagram: @fikret_gulacti | E-posta: fikretgulacti24@gmail.com
WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar
Yorum Gönder