Kendiliğin Çoğulluğu ve Merkezin Gizemi: Felsefi ve Psikolojik Perspektiflerden Benliğin Yapısı
Kendiliğin Çoğulluğu ve Merkezin Gizemi:
Felsefi ve Psikolojik Perspektiflerden Benliğin Yapısı
"Bir kişi değilim ben / Yüz kişiyim, bin kişiyim / Her an başka biri olurum / Ve hep aynı kişiyim"
— Cemal Süreya
Giriş: Tek Benlik mi, Çoğul Yapı mı?
Kendinizi gerçekten tanıyor musunuz? Bu soru, ilk bakışta basit görünse de, insanlık tarihi boyunca filozofları, mistikleri ve psikologları meşgul eden en derin sorulardan biridir. Çünkü bu sorunun ardında çok daha temel bir soru yatar: Kendiliğimiz gerçekten tek bir yapıdan mı oluşur, yoksa farklı parçaların bir araya geldiği dinamik bir bütün müyüz?
Sabah evden çıkarken huzurlu ve dingin hissediyorsunuz, öğle vakti iş yerinde sinirli ve gergin, akşam sevdiklerinizle beraberken şefkatli ve sıcak... Peki bu farklı hallerde 'siz' kimsiniz? Hangisi gerçek 'siz'siniz? Yoksa hepsi mi?
Binlerce yıldır, farklı kültürler ve düşünce gelenekleri bu soruya farklı cevaplar vermiştir. Antik Yunan'dan İslam tasavvufuna, Freud'un karanlık bilinçdışından modern farkındalık terapilerine kadar uzanan bu yolculukta, 'benlik' kavramı sürekli dönüşüme uğramış, yeniden tanımlanmış ve derinleştirilmiştir.
Bu yazıda, kendiliğin yapısı ve 'merkez' meselesini çok katmanlı bir perspektifle ele alacağız. Milattan önceki filozoflardan başlayıp, İslam düşüncesinin derinliklerine dalacak, psikanalitik kuramlardan üçüncü nesil terapilere kadar uzanan geniş bir yelpazede, benliğin nasıl kavramsallaştırıldığını inceleyeceğiz.
1. Antik Yunan Felsefesi: Ruhun Parçaları ve Bütünlüğü
Platon: Üç Parçalı Ruh ve Arabacı Metaforu
Platon, benliği anlamak için ruhu (psyche) merkeze alır. Ona göre ruh, bedenden ayrı, ölümsüz ve aslî bir varlıktır. Ruh, bedenin geçici bir konuğudur ve ölümden sonra da var olmaya devam edecektir. Ancak Platon'un en özgün katkısı, ruhun tek parçalı değil, üç farklı bölümden oluştuğunu söylemesidir:
• Akıl (Logistikon): Başta yerleşmiş, gerçeği ve bilgeliği arayan, rasyonel düşünme yeteneğidir. Benliğin lideri olması gereken kısımdır.
• Cesaret/Öfke (Thymoeides): Göğüste yerleşmiş, onur, gurur ve cesaretle ilişkili duygusal kısımdır. Aklın kararlarını savunur ve korur.
• İştah/Arzu (Epithymetikon): Karında yerleşmiş, fiziksel zevkler, yeme-içme, cinsellik gibi bedeni arzuları temsil eder.
Platon'un ünlü arabacı metaforu bu yapıyı anlatır: Arabacı (akıl), iki atı (cesaret ve iştah) yönetmeye çalışır. Atlardan biri uysal ve asil (cesaret), diğeri ise vahşi ve denetimi zor (iştah). Dengeli bir kişiliğe sahip olmak, arabacının bu atları uyum içinde yönetmesine bağlıdır. Yani 'merkez', akıldır - ama ancak diğer iki parçayla uyum içinde çalıştığında sağlıklı bir bütün oluşturabilir.
Platon için gerçek benlik, bu ruhsal yapının kendisidir. Beden sadece geçici bir araç; asıl olan, ölümsüz ruhtur. Bu görüş, Batı felsefesinde yüzyıllarca etkili olacak ruh-beden ikiliğinin temelini oluşturmuştur.
Aristoteles: Ruh ve Beden Birliği
Aristoteles, hocası Platon'dan ayrılarak, ruhun bedenden bağımsız olamayacağını savunur. Ona göre ruh, bedenin 'formu'dur - yani bedenin işlevsel organizasyonudur. Tıpkı bir bıçağın kesme özelliğinin bıçağı bıçak yapması gibi, ruh da bedeni canlı kılan şeydir.
Aristoteles üç tür ruh tanımlar: Bitkisel ruh (beslenme ve büyüme), Duyusal ruh (algılama ve hareket), ve Akılsal ruh (düşünme ve muhakeme). İnsanda üç ruh da bulunur, ancak bizi insan yapan akılsal ruhumuzdur. Aristoteles için 'merkez', bu akılsal kapasite ve onun bedendeki tezahürüdür. Benlik, ruh ve bedenin ayrılmaz birliğidir - birisi olmadan diğeri var olamaz.
Bu görüş, günümüz nöropsikolojisine daha yakın durur: Zihin ve beden birbirinden ayrı düşünülemez, zihin bedensel süreçlerin bir fonksiyonudur.
2. İslam Düşüncesi: Nafs, Ruh ve Kalbin Anatomisi
"Sen akıl değilsin, akıl senin elinde bir alettir / Sen can değilsin, can da senin elinde bir alettir / Sen kimsin o halde? / Hiçbir aleti olmayan, alet sahiplerinin sahibi"
— Mevlana Celaleddin Rumi, Mesnevi
İslam düşüncesi, benliği anlamak için son derece zengin ve çok katmanlı bir kavramsal çerçeve sunar. Burada 'benlik' meselesi, yalnızca felsefi bir soyutlama değil, aynı zamanda manevi bir yolculuğun konusudur. Üç temel kavram bu yapıyı oluşturur: Nafs (nefis), Ruh ve Kalp (kalb).
Nafs (Nefis): Benliğin Dinamik Halleri
Nafs, Arapça 'nefes' kökünden türer ve 'nefes alan benlik' anlamına gelir. Batı psikolojisindeki 'ego' ya da 'psyche' kavramına yakındır, ancak çok daha dinamik ve dönüştürülebilir bir yapıdır. İslam alimleri, özellikle İmam Gazali, nafs'i sabit bir yapı olarak değil, evrimleşen bir süreç olarak görürler.
Kur'an-ı Kerim'de nafs'in üç temel hali tanımlanır:
1. Nafs-i Emmare (Kınanan Nefis): Kötülüğe eğilimli, dürtülerin hüküm sürdüğü, ham haldeki benlik. 'Ben istiyorum' diyen, anlık tatmine odaklanan kısım. (Yusuf Suresi, 12:53)
2. Nafs-i Levvame (Kınayan Nefis): Kendini hesaba çeken, pişmanlık duyan, vicdanı uyanmış benlik. İçsel bir denetim mekanizması gelişmiş. (Kıyame Suresi, 75:2)
3. Nafs-i Mutmainne (Huzur Bulmuş Nefis): İlahi iradenin en yüksek hal. Huzur ve sükunet içinde, ego sınırlarını aşmış, İlahi iradenin kabul edildiği durum. (Fecr Suresi, 89:27-28)
Gazali'ye göre, manevi yolculuk (seyr-i sülûk), nafs'i emmare halinden mutmainne haline taşıma sürecidir. Bu, psikanalizdeki 'id'den 'ego'ya evrim gibi değil, daha ziyade bilinçli bir dönüşüm ve tezkiye (arınma) sürecidir.
Ruh: İlahi Nefes ve Değişmeyen Öz
Ruh (rûh), nafs'ten farklı olarak, Allah'ın emrinden gelen, saf, bozulmamış ilahi nefestir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: 'Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: Ruh, Rabbimin emrindendir' (İsra Suresi, 17:85). Ruh, nafs gibi değişmez; o, saf ve ilahi olandır. İbn Arabi'ye göre, ruh bizim gerçek özümüzdür - değişmeyen, zarar göremeyen, ilahi kaynakla bağlantılı olan.
Tasavvufi gelenekte ruh, nafs'in aksine, bedenle sınırlı değildir. O, maddi olmayan, manevî alemle bağlantılı bir gerçekliktir. İbn Sina (Avicenna) da ruhu, beden olmadan da var olabilen, maddî olmayan bir cevher olarak tanımlar.
Kalp (Qalb): Dönüşümün Merkezi
Kalp, İslam psikolojisinin en merkezi kavramlarından biridir. Fiziksel kalp değil, manevî kalp - bilinç, idrak, duygu ve niyetin merkezi. Gazali, kalbi 'bütünsel benlik' (psyche) olarak tanımlar. İbn Arabi ise kalbi, insanın içindeki ilahi hakikati deneyimleyebileceği yer olarak görür bir tür ayani sabite olarak tanımladığı kavram.
Sufi psikolojide kalp, nafs ve ruh arasında aracılık yapar. Kalp saflaştığında (tasfiye), ruhun ışığını yansıtır ve nafs'i kontrol altına alır. Bozulduğunda ise nafs'in isteklerine teslim olur. Kur'an-ı Kerim'de 'kalplerin körlüğü'nden (22. Sure:46. ayet) ve 'kalplerin hastalığı'ndan (2:10) bahsedilir - bu, kalbin nafs tarafından kaplanması, ruhun ışığını yitirmesidir.
İslam düşüncesinde 'merkez' sorusunun cevabı çok katmanlıdır: Ruh değişmeyen özdür, nafs dönüşen benlik, kalp ise bu ikisi arasındaki köprü ve manevi dönüşümün sahası.
3. Psikanaliz: Id, Ego, Superego - İçimizdeki Savaş Alanı
Sigmund Freud, 20. yüzyıl başında, insan zihninin yapısını radikal biçimde yeniden kavramsallaştırdı. Freud'a göre benlik, tek parçalı ve bilinçli bir yapı değil, çoğunlukla bilinçdışı güçlerin çekiştiği bir savaş alanıdır. Freud'un yapısal modeli üç temel ajansa dayanır:
Id (O/Es): İlkel Dürtülerin Kaynağı
Id, Almanca 'es' ('o' anlamında), kişiliğin en ilkel, en eski kısmıdır. Tamamen bilinçdışı, mantıktan ve ahlaktan bağımsız, yalnızca 'haz ilkesi' (pleasure principle) ile çalışır. Açım, susadım, istiyorum - şimdi! Id'in mantığı budur. Freud, id'i 'kaynayan bir kazan' olarak tanımlar - içi enerji dolu, kontrol edilmesi gereken bir güç.
Id'in talepleri gerçekçi değildir. Bir bebek aç olduğunda ağlar - meme istediğinde hemen istediğini almalıdır. İd, erteleyemez, sabır gösteremez. Bu yüzden bilinçdışı dürtüler, kabul edilemez arzular id'de yatar.
Ego (Ben/Ich): Gerçekliğin Hakemi
Ego, id'den gelişir ve 'gerçeklik ilkesi' (reality principle) ile çalışır. Ego, id'in isteklerini gerçek dünyayla uzlaştırmaya çalışır. 'Evet, açsın, ama şu anda toplantıdasın. Birazdan yiyebilirsin.' Ego, mantıklı düşünme, karar verme, savunma mekanizmalarını devreye sokma gibi işlevleri yerine getirir.
Freud, ego'yu ata binen binici olarak betimler: At (id) güçlüdür ve nereye gideceğini belirlemek ister, ama binici (ego) atı yönlendirmeye çalışır. Ancak binici her zaman başarılı olamaz - bazen at biniciyi istediği yere sürükler.
Ego'nun işi kolay değildir: Hem id'in taleplerini, hem dış dünyanın gerçekliklerini, hem de superego'nun ahlaki baskısını dengelemeye çalışır. Bu üçlü baskı altında, ego savunma mekanizmalarını (inkâr, yansıtma, bastırma gibi) geliştirir.
Superego (Üst-Ben/Über-Ich): Vicdanın Sesi
Superego, kişiliğin en son gelişen, ahlaki ve idealist kısmıdır. Çocukluk döneminde, ebeveynlerin ve toplumun değerlerinin içselleştirilmesiyle oluşur. Superego'nun iki bileşeni vardır: 'Vicdan' (yapılmaması gerekenleri söyleyen) ve 'Ego İdeali' (olunması gereken kişiyi temsil eden).
Superego, id gibi mantıksız olabilir: 'Mükemmel olmalısın!', 'Asla hata yapmamalısın!' gibi gerçekçi olmayan talepler sunar. Superego'nun aşırı katı olması, kişiyi suçluluk ve utançla boğabilir. Freud'a göre, sağlıklı kişilik, bu üç yapının dengeli çalışmasıyla oluşur - id'in dürtüleri tamamen bastırılmaz, ama ego tarafından gerçekçi biçimde yönetilir ve superego aşırı katı olmaz.
Freud'un modelinde 'merkez' çok tartışmalıdır. Ego, bilinçli 'ben' gibi görünse de, Freud ego'nun bir kısmının da bilinçdışı olduğunu söyler. Yani 'merkez' bile bölünmüştür, tam olarak erişilemez. Bu, parçalanmış bir benlik vizyonudur - insanın kendi içinde sürekli çatışma halinde olduğu bir yapı. Bu konu da halen açık değildir çünkü Almancadan Latinceye çevrilen id ego ve süperegonun aslında yanlış çevrildiği ben ve ben ötesi olarak çevrilmesinin daha uygun olacağı görüşünde olanlar da vardır kaynak olarak Modern Psikoloji Tarihi (Shultz-Shultz) bakılabilir.
4. Hümanistik Perspektif: Gerçek Benlik ve Kendini Gerçekleştirme
Carl Rogers, Freud'un karamsarlığına karşı iyimser bir vizyon sunar. Rogers'a göre insan, doğası gereği iyi ve büyümeye yöneliktir. Her organizma gibi, insan da kendini gerçekleştirme eğilimi (actualizing tendency) taşır - tıpkı bir tohumun ağaç olma potansiyelini taşıması gibi.
Benlik Kavramı (Self-Concept): Kim Olduğumuzu Düşünürüz
Rogers, benlik kavramını üç bileşene ayırır:
1. Benlik İmajı (Self-Image): Kendimizi nasıl algıladığımız. 'Ben utangaç biriyim', 'Ben akıllıyım' gibi kendimize dair inançlar.
2. Benlik Saygısı (Self-Esteem): Kendimize verdiğimiz değer. Kendimizi seviyor muyuz, değerli buluyor muyuz?
3. İdeal Benlik (Ideal Self): Olmak istediğimiz kişi. 'Daha güvenli biri olmak istiyorum', 'Daha anlayışlı olmalıyım'.
Rogers'a göre psikolojik sağlık, gerçek benlik (kim olduğumuz) ile ideal benlik (olmak istediğimiz) arasındaki uyumla (congruence) ilgilidir. Bu iki benlik birbirine yakınsa, kişi otantik yaşar, kendi değerlerine uygun hareket eder. Ancak aralarında büyük bir açıklık varsa, uyumsuzluk (incongruence) ve psikolojik sıkıntı ortaya çıkar.
Koşulsuz Olumlu Saygı ve Değerlilik Koşulları
Rogers'ın en radikal fikri, koşulsuz olumlu saygı (unconditional positive regard) kavramıdır. Çocukluk döneminde, ebeveynlerden gelen sevgi ve kabul genellikle koşulludur: 'İyi notlar alırsan seni severim', 'Uslu durursan sevgimi kazanırsın'. Bu koşullar, çocuğun benlik kavramını çarpıtır.
Çocuk, sevgiyi kazanmak için gerçek duygularını bastırır, 'olması gereken' gibi davranır. Böylece 'değerlilik koşulları' (conditions of worth) gelişir: 'Ancak başarılıysam değerliyim', 'Ancak güçlüysem sevilebilirim'. Bu koşullar, gerçek benlikle ideal benlik arasında uçurum yaratır.
Rogers'a göre terapi, terapistin koşulsuz olumlu saygı sunmasıyla başlar. 'Ne hissedersen hisset, ne yaşarsan yaşa - seni olduğun gibi kabul ediyorum.' Bu ortamda, kişi savunma mekanizmalarını bırakır, gerçek duygularıyla temas kurar ve kendini gerçekleştirme yoluna girer.
Rogers için 'merkez', organizma - yani tüm deneyimleriyle, duyguları ve içgüdüleriyle bütünsel insan. Ancak sosyalizasyon sürecinde, bu merkez kaybolur, yerine 'kavramsal benlik' gelir - başkalarının beklentilerine göre şekillenmiş, yabancılaşmış bir yapı. Terapinin amacı, bu gerçek merkezi yeniden keşfetmektir.
5. Üçüncü Nesil Terapiler: Gözlemci Benlik ve Çoğul Yapılar
"İçimde bir başkası var / O beni seyredip duruyor / Ben konuşurken / O dinliyor / Ben ağlarken / O gülüyor"
— Turgut Uyar
21. yüzyılın psikoloji yaklaşımları, benliği daha karmaşık ve dinamik biçimde ele alır. Üçüncü nesil bilişsel-davranışçı terapiler, özellikle Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) ve İçsel Aile Sistemleri (IFS) modeli, benliğin çoğulluğunu kabul eder ve 'merkez' sorusuna yeni cevaplar sunar.
ACT: Bağlam Olarak Benlik (Self as Context)
Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT), Steven Hayes tarafından geliştirilmiş, farkındalık ve kabul temelli bir yaklaşımdır. ACT, benliği üç farklı düzlemde ele alır:
1. Kavramsal Benlik (Conceptualized Self): 'Ben başarısızım', 'Ben kaygılıyım' gibi kendimiz hakkında yarattığımız hikâyeler. Bu benlik, geçmiş deneyimlerden, başkalarının değerlendirmelerinden oluşur.
2. Düşünen Benlik (Thinking Self): İçimizdeki sürekli konuşan, değerlendiren, yargılayan ses. 'Şunu yapmalıydım', 'Bu yeterli değil' diyen inner critic.
3. Gözlemci Benlik (Observing Self / Self as Context): Tüm bu düşünceleri, duyguları, duyumları gözlemleyen, ama onlarla özdeş olmayan 'ben'. Gökyüzü metaforuyla anlatılır: Düşünceler ve duygular, geçici hava durumu gibidir - bazen güneşli, bazen fırtınalı. Ama gökyüzü (gözlemci benlik) her zaman oradadır, hava durumundan etkilenmez.
ACT'te 'merkez', bu gözlemci benliktir. O, değişmeyen, zarar görmeyen, her zaman var olan bir perspektiftir. Düşünceler, duygular, roller değişir - ama gözlemleyen 'ben' sabittir. ACT terapisi, kişinin bu gözlemci benlikle temas kurmasını sağlamayı amaçlar. Böylece düşünce ve duygularına mesafe koyabilir (bilişsel ayrışma - cognitive defusion), onlara tutukluk olmadan, değerlerine uygun yaşayabilir.
Bu yaklaşım, Budist meditasyon pratiğindeki 'tanık bilinci' (witness consciousness) ile büyük benzerlik taşır. Her ikisi de, zihinsel olayları gözlemleyen ama onlarla özdeşleşmeyen bir farkındalık durumunu hedefler. Aslında kültürümüzdeki itikafa denk gelen bir açıklama.
IFS: Parçalar ve Benlik - Çoğulluğu Kucaklamak
Richard Schwartz'ın İçsel Aile Sistemleri (Internal Family Systems - IFS) modeli, belki de benliğin çoğulluğunu en radikal biçimde ele alan yaklaşımdır. IFS, zihnin doğal olarak çoğul olduğunu savunur - bu patolojik değil, normal ve sağlıklıdır.
IFS'e göre her birimizde farklı 'parçalar' (parts) bulunur. Bu parçalar, farklı duygular, düşünceler, davranışlar taşıyan alt-kişiliklerdir. Örneğin:
• 'Mükemmeliyetçi' parça: Sürekli daha iyisini yapmamızı söyleyen, eleştiren kısım.
• 'Yaralı çocuk' parça: Geçmişteki travmalardan kaynaklanan, kırılgan ve acı çeken kısım.
• 'Koruyucu' parça: Yaralı parçaları acıdan uzak tutmaya çalışan, kontrol eden kısım.
IFS'in en önemli katkısı, 'Benlik' (Self - büyük harfle) kavramıdır. Schwartz'a göre, tüm bu parçaların altında, zarar görmemiş, şefkatli, sakin ve net bir 'Benlik' vardır. Bu Benlik, bir parça değildir - parçaları gözlemleyen ve onlara liderlik eden merkezi bilinçtir. Schwartz bunu '8 C' ile tanımlar: Sakinlik (Calmness), Merak (Curiosity), Netlik (Clarity), Şefkat (Compassion), Güven (Confidence), Yaratıcılık (Creativity), Cesaret (Courage) ve Bağlantı (Connectedness).
IFS terapisi, parçaların 'Benlik'ten ayrılmasını (unblending) ve Benlik'in liderliğine girmesini sağlamayı amaçlar. Böylece parçalar aşırı rollerinden kurtulur, kendi gerçek işlevlerine döner. Örneğin, mükemmeliyetçi parça 'eksikliği düzelt' rolünden 'mükemmelliği takdir et' rolüne geçebilir.
IFS, çoğulluğu patolojileştirmez - aksine, onu kutsar. Benlik tek değildir, ama bu sorun değildir. Asıl sorun, parçaların aşırı rollere saplanması ve Benlik'in liderliğini kaybetmesidir. IFS'te 'merkez', parçaların ötesindeki Benlik'tir - ama bu merkez, parçaları yok etmez, onlarla uyum içinde çalışır.
Sonuç: Benzerlikler, Farklılıklar ve Sentez
Binlerce yıllık düşünce tarihinde, benliğin yapısı ve 'merkez' meselesi farklı biçimlerde ele alınmış olsa da, çarpıcı benzerlikler ve ortak temalar ortaya çıkar:
Çoğulluk Teması: Platon'un üç parçalı ruhu, İslam düşüncesinin nafs-ruh-kalp ayrımı, Freud'un id-ego-superego yapısı, IFS'in parçaları - hepsi benliğin tek parçalı olmadığını, farklı güçlerin çekiştiği bir alan olduğunu söyler.
Merkez Arayışı: Her gelenek bir 'merkez' tanımlar - Platon'da akıl, İslam'da ruh ve kalp, Rogers'ta organizma/gerçek benlik, ACT'te gözlemci benlik, IFS'te Benlik. Bu merkez, parçaların ötesinde, değişmeyen ya da en azından daha istikrarlı olan bir yapıdır.
Dönüşüm ve İyileşme: Tüm yaklaşımlar, benliğin dönüştürülebilir olduğunu söyler. İslam'da nafs-i emmare'den mutmainne'ye yükseliş, Freud'da ego'nun güçlenmesi, Rogers'ta kendini gerçekleştirme, Erzurumlu İbrahim Hz. kamil insan, ACT'te psikolojik esneklik, IFS'te parçaların iyileşmesi - hepsi benliğin statik olmadığı, evrimleşebileceği fikrine dayanır.
Ancak farklılıklar da kayda değerdir: Freud karamsardır, Rogers iyimserdir. Platon ruh-beden ayrımı yapar, Aristoteles birliği savunur. İslam düşüncesi manevi boyutu merkeze alır, Freud tamamen sekülerdir. ACT ve IFS ise, Doğu felsefesiyle Batı psikolojisini sentezler.
Belki de en derin soru şudur: Kendiliğimiz gerçekten 'bir' mi, yoksa 'çok' mu? Bu soruya verilecek cevap, tercihimize bağlı olabilir. Eğer benliği 'parçaların toplamı' olarak görürsek, çoğulluk kaçınılmazdır. Ancak parçaların ötesinde bir 'gözlemci', bir 'merkez', bir 'Benlik' varsa - ki birçok gelenek bunu savunur - o zaman benlik hem biri, hem çoktur. Dinamik bir bütündür - parçalardan oluşan, ama parçalara indirgenemeyen bir yapı.
Karşılaştırmalı Tablo: Farklı Geleneklerde Benlik ve Merkez
|
Yaklaşım |
Benliğin Yapısı |
Merkez Kavramı |
Çoğulluk/Birlik |
Temel Vurgu |
|
Platon |
Üç parçalı ruh: Logistikon (akıl), Thymoeides (cesaret/öfke), Epithymetikon (iştah/arzu) |
Logistikon (akıl) - arabacı rolünde, diğer parçaları yönetir |
Çoğul yapı, ama aklın liderliğinde birlik aranır |
Ruh-beden ayrımı, ruhun ölümsüzlüğü, akılın üstünlüğü |
|
Aristoteles |
Ruh bedenin formu - bitkisel, duyusal ve akılsal ruh |
Akılsal ruh (nous) - ama bedenden ayrılamaz |
Ruh ve beden ayrılmaz birlik |
Ruh-beden birliği, fonksiyonel yaklaşım |
|
İslam Düşüncesi (Gazali, İbn Arabi) |
Nafs (dönüşen benlik - emmare, levvame, mutmainne), Ruh (ilahi nefes), Kalp (merkez, köprü) |
Ruh değişmeyen öz, Kalp dönüşüm merkezi |
Çok katmanlı yapı - nafs çoğul hallerde, ruh teklik |
Manevi dönüşüm (tezkiye), ruhun saflaşması, kalbin arınması |
|
Freud (Psikanaliz) |
Id (ilkel dürtüler), Ego (gerçeklik), Superego (ahlak/vicdan) |
Ego - ama kısmen bilinçdışı, bölünmüş |
Çatışmalı çoğulluk - parçalar sürekli savaşta |
Bilinçdışı çatışmalar, savunma mekanizmaları, bastırılmış dürtüler |
|
Carl Rogers (Hümanistik) |
Benlik kavramı (self-image, self-esteem, ideal self), Organizma (gerçek benlik) |
Organizma/Gerçek Benlik - doğuştan iyi ve büyümeye eğilimli |
İkili yapı: gerçek benlik vs. kavramsal benlik |
Kendini gerçekleştirme, koşulsuz kabul, uyum (congruence) |
|
ACT (Üçüncü Nesil) |
Kavramsal benlik, Düşünen benlik, Gözlemci benlik |
Gözlemci benlik (self as context) - değişmeyen, zarar görmeyen perspektif |
Çoğul ama gözlemci birlik sağlar |
Bilişsel ayrışma, kabul, değerlere uygun yaşam, psikolojik esneklik |
|
IFS (İçsel Aile Sistemleri) |
Çok sayıda 'parça' (parts) - koruyucular, sürgünler, yangın söndürücüler |
Benlik (Self - büyük B) - zarar görmemiş, şefkatli, sakin öz (8 C) |
Radikal çoğulluk - çoğulluk doğaldır ve sağlıklıdır |
Parçaların iyileşmesi, Benlik liderliği, çoğulluğu kucaklamak |
"Kim bu içimdeki, benden başka / Her an değişen, her an aynı kalan / Dışarıda yokum, içeride çoğum / Ben miyim, biz miyiz - bilmiyorum"
— Edip Cansever
Kaynaklar
Al-Ghazali, A. H. (1058-1111). Ihya Ulum al-Din (İhyâu Ulûmi'd-Dîn - Dinin İlimlerinin İhyası). Çeşitli baskılar.
Aristotle (384-322 BCE). De Anima (Ruh Üzerine). Çeşitli çeviriler.
Chittick, W. C. (1989). The Sufi Path of Knowledge: Ibn al-Arabi's Metaphysics of Imagination. Albany: State University of New York Press.
Erzurumlu İbrahim Hz. Marifetname
Freud, S. (1923). The Ego and the Id. London: Hogarth Press.
Harris, R. (2009). ACT Made Simple: An Easy-To-Read Primer on Acceptance and Commitment Therapy. Oakland, CA: New Harbinger Publications.
Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (2011). Acceptance and Commitment Therapy: The Process and Practice of Mindful Change (2nd ed.). New York: Guilford Press.
Ibn ʿArabī, M. (1165-1240). Fusus al-Hikam (The Bezels of Wisdom). Trans. R.W.J. Austin. New York: Paulist Press, 1980.
Ibn Qayyim al-Jawziyya. (1292-1350). Kitab al-Ruh (The Book of the Soul). Çeşitli baskılar.
Plato (428-348 BCE). The Republic. Trans. G.M.A. Grube. Indianapolis: Hackett Publishing, 1992.
Plato (428-348 BCE). Phaedrus. Trans. Alexander Nehamas & Paul Woodruff. Indianapolis: Hackett Publishing, 1995.
Rogers, C. R. (1951). Client-Centered Therapy: Its Current Practice, Implications and Theory. Boston: Houghton Mifflin.
Rogers, C. R. (1961). On Becoming a Person: A Therapist's View of Psychotherapy. Boston: Houghton Mifflin.
Schwartz, R. C. (1995). Internal Family Systems Therapy. New York: Guilford Press.
Schwartz, R. C. (2021). No Bad Parts: Healing Trauma and Restoring Wholeness with the Internal Family Systems Model. Boulder, CO: Sounds True.
Swinburne, R. (2019). Are We Bodies or Souls? Oxford: Oxford University Press.
WhatsApp'ta Paylaş
Yorumlar
Yorum Gönder