Bir insanın iç sesi incinmişlik
BİRAZ YORULDUM VE İNCİNDİM
Yorgunluğun Psikolojisi, Felsefesi ve Ruhu Üzerine
Antik Çağdan Günümüze Bir Okuma
“Bazı yorgunluklarım: değersiz hissetmekten, eksik hissetmekten, fazla hissetmekten çok yoruldum... maskeli depresyonda olmaktan, sürekli gülmeye çalışıp içimin ağlamasından ve bunu gizlemeye çalışmaktan çok yoruldum. Birilerine yardım etmeye çalışmaktan ve kimseden hiçbir şekilde yardım isteyememekten çok yoruldum. Her şeye yetişmeye çalışıp kendime geç kalmaktan çok yoruldum. Geçmişte yaşamaktan ve geçmişte yaşayarak kendimi cezalandırmaktan çok yoruldum. Ben galiba biraz yoruldum ve incindim.”
Bu satırları okuduğunuzda tanıdık bir şeyler hissettiniz mi? İnsan, bazen kendini anlatmanın tam bu kadar yalın olabileceğini unutuyor. Yorgunluk dediğimizde kaslarımızı değil, ruhun içinde biriken o ağır tortunun ağırlığından söz ediyoruz. Bu yazı, yukarıdaki sözlerin arkasında yatan psikolojik, felsefi ve insani katmanları birlikte keşfetmek için yazıldı. İsterseniz şunu da ekleyeyim bir nesil olarak bir varmış bir yokmuş ile büyütüldük daha ne olsun. Bir yandan da mekansal ve durumsal değişimlerin içsel yapılarımızı olduğu gibi bırakmadan daha da olgunlaştırılması için bulunduğumuz yerde herkesin barınabileceği Ahi Evran ruhunu da hissettik, aldık. Buradan hareketle bir çok ikilem yaşamamızda bazen dik duruşunuzdan bazen eğilmeyi beceremeyişimizdendir. İncinmişlere de selam ederken incitenlere bişey yok aynı Şakire çay gibisinden.
* * *
I. Yorgunluğun Tarihsel ve Felsefi Kökleri
Antik Çağ: Acı Bir Bilgelik
Milattan önce 5. yüzyılda yaşayan Yunan hekim Hipokrat (M.Ö. 460–370), melankoliyi — bugün depresyon olarak adlandırdığımız durumu — safra dengesizliğiyle açıkladı. Bedenin dört hıltı arasındaki dengesizliğin ruhu da karanlığa sürülklediğini savundu. Kara safranın egemenliği altındaki insan; yorgun, içe kapanık ve derin bir hüzn içindeydi (Jackson, 1986).
Aristoteles (M.Ö. 384–322) ise başka bir kapı aralaladı. Ona göre beden ile ruh ayrılamaz; ruhun acısı bedenin yorgunluğuna, bedenin hastalığı ruhun kasvetine dönüşür. Nikomakhos’a Etik adlı eserinde insan mutluluğunu (eudaimonia) “ruhun erdeme uygun etkinliği” olarak tanımlarken, bu erdemi gerçekleştiremeyen insanın yaşadığı derin tükenişe de değindi. İnsanın kendine ait olmayan bir yaşam sürmesi — yani başkaları için yaşayıp kendine geç kalması — onun gözünde varoluşsal bir trajedi sayılıyordu (Aristoteles, çev. Ostwald, 1962).
Stoacı filozoflardan Epiktetos (M.S. 50–135), köleliğin de ötesinde psikolojik özgürlüğü anlattı. Enchiridion’da şöyle dedi: Dışarıdaki olaylar seni yıkamaz; ancak onlara verdiğin anlam seni yorar. Bu yüzden başkalarının beklentileri içinde eriyip gitmek, bir tür gönüllü köleliktir. Dışarıdan güçlü, içeriden parçalanmış olmak — tam da yukarıdaki satırlarda anlatılan o ‘maskeli yorgunluk’ — Stoacı geleneğin çözdüğü en temel problemdir.
“İnsanları rahatsız eden olaylar değil, olaylar hakkındaki görüşleridir.” — Epiktetos, Enchiridion, M.S. ~135
İslam Felsefesi ve Tasavvuf: İçe Dönüşün Psikolojisi
İbn Sina (980–1037), Kitâbü’n-Nefs adlı eserinde ruhsal acıyı sistematik biçimde ele alan ilk büyük düşünürlerden biri oldu. Batı’da Avicenna olarak tanınan bu Türkistan asıllı hekim ve filozof, melankolinin tedavisinde hem bedensel hem ruhsal yaklaşımı birleştirdi. İbn Sina’ya göre, bireyin içsel dengesini kaybetmesinde en büyük etken bastırılmış duygulardır — dışarıya gülümseyip içeride ağlamak, bir tür ruhsal bölünmedir ve zaman içinde nefsin yorulmasına yol açar (Goichon, 1951).
Gazâli (1058–1111) ise İhyâu Ulûmi’d-Din’inde kalbin hastalıklarını tek tek sıraladı. Riya (gösteriş), kibir ve kendini sürekli ispat etme zorunluluğu; ruhun tükenmesinin temel kaynaklarıdır. Başkalarına sürekli yardım etmek ama hiç yardım isteyememek — Gazâli için bu, kalbin kibirle değil ama derin bir korkuyla hareket ettiğinin göstergesidir; ne kadar hayırseverlik görünse de içeride bir yaralılık gizlenmektedir.
Mevlâna Celaleddin Rumî (1207–1273), bu yaralılığı bambaşka bir ışıkla aydınlattı. Mesnevi’nin açılış satırları meşhurdur: ‘Bişnev in ney çon şikâyet mi-koned / Ez cüdâ’yi’hâ hikâyet mi-koned’ — Dinle bu neyi nasıl şikâyet eder; ayrılıklardan hikâye anlatır. Rumî için yara ve özlem, aslında kökle bağın koptuğunun işaretidir. Yorgunluk, düşkünlük ve yalnızlık hissi; insanın kendi özünden, tanrısal kaynaktan uzaklaşmasının doğal acısıdır. Bu acı yok sayılmamalı — tersine, dönüşümün kapısıdır (Schimmel, 1993).
“Her kim bu ateşten yanmadıysa, yok ol gitsin; âşıklık odur.” — Mevlâna, Mesnevi, I. Defter
Aydınlanma ve Sonrası: Akıl ile Duygunun Savaşı
17. yüzyılda Blaise Pascal (1623–1662), modern insanın en temel kaçışını tespit etti: Dikkat dağıtma. Pensées’de yazdığı üzere, insanlar kendi odalarında sessizce oturamadıkları için tüm felaketlere sürüklenir. Sürekli başkalarına koşmak, her şeye yetişmeye çalışmak, asla durmamak — Pascal için bu, insanın kendi iç boşluğuyla yüzleşmeme stratejisidir. Ama boşluk gitmiyor; sadece birikiyor.
Jean-Jacques Rousseau (1712–1778) ise toplum baskısını eleştirdi. Toplumsal sözleşmenin dayattığı maskelerin altında bireyin gerçek benliği kaybolur; insan sürekli başkalarının gözüyle kendini ölçer hale gelir. Başkasının beklentileri için gülen, kendi için ağlayan insan figürü — Rousseau için modern toplumun en trajik ürünüdür.
* * *
II. Modern Psikoloji: Yorgunluğu İsimlendirmek
Maskeli Depresyon: Gülümseten Karanlık
‘Maskeli depresyon’ kavramı, psikiyatri yazınına 1970’lerde girdi. Alman psikiyatrist Paul Kielholz bu terimi; duygusal belirtilerin öne çıkmadığı, aksine bedensel şikâyetler ve dışarıya yansıtılan işlevsellik arkasında gizlenen depresyon tablolarını tanımlamak için kullandı (Kielholz, 1973). Yani birey dışarıdan normal, hatta neşeli görünür — ama içeride derin bir ağırlık taşıyordur.
Türkiye’de bu tablonun özel bir görünümü var. Kültürel açıdan güçlü görünme, şikâyet etmeme, ‘zayıflık’ olarak algılanan duyguları bastırma baskısı; depresyonun en çok bedensel yakınmalar (üzerinden dışavurmasına neden olur. Türk toplumunda ‘dertlenmek’ çoğunlukla bir lüks olarak görülür.
Vaka: Hülya Hanım
Hülya Hanım, 43 yaşında bir ilkokul öğretmenidir. Her gün sınıfına girip güler, meslektaşlarının sorunlarıyla ilgilenir, öğrencileri için kalır. Eve geldiğinde ise hiçbir şey yapacak enerjisi kalmaz. Eşine ‘yorgunum’ dediğinde aldığı yanıt her zaman aynıdır:
Eşi: “Ne yorgunluğu ya, evde oturdun bütün gün.”
Hülya: “Evet, haklısın. Özür dilerim.”
Hülya Hanım, terapiste başvurduğunda şöyle anlattı: ‘Ben yıllardır herkese yardım ettim. Ama bir gün kafamı kaldırıp baktım, kimse orada değildi. Hem de yardım istesem ne diyeceğimi bile bilmiyorum artık.’ Bu tablo, maskeli depresyonla kronik kendilik değersizleştirmesinin birlikteliğine tipik bir örnek oluşturuyor.
Kendilik Psikolojisi: Değersizlik Nereden Geliyor?
Heinz Kohut (1913–1981), kendilik psikolojisi kuramında insanın üç temel aynalama ihtiyacından söz etti: görülme, onaylanma ve idealleştirilebilecek bir figüre bağlanma (Kohut, 1971). Bu ihtiyaçların erken dönemde karşılanmaması, kişinin sürekli dışarıdan onay arayan, başkalarını memnun etmek için kendini feda eden bir yapıya evrilmesine zemin hazırlar. ‘Değersiz hissetmek’ salt bir duygu değil; kendilik yapısındaki o eski yaranın çığlığıdır.
Donald Winnicott (1896–1971) ise ‘gerçek benlik’ ve ‘sahte benlik’ ayrımını ortaya koydu. Yeterince iyi bir anne-çocuk ilişkisinde çocuk, kendi duygusal gerçekliğini keşfeder. Ama sürekli bakımverenin beklentilerine uymak zorunda kalan çocuk, gerçek benliğini saklar; yerine dışarıya uyumlu, gülümseyen bir sahte benlik inşa eder (Winnicott, 1960). O ‘içim ağlıyor ama gülmeye çalışıyorum’ hali, tam da bu sahte benlik yaşantısının çığlığıdır.
Bağlanma Teorisi: Yardım İsteyememek
John Bowlby (1907–1990), çocuğun bakım verene olan bağlanma örüntülerinin yetişkinlik ilişkilerini şekillendirdiğini gösterdi (Bowlby, 1969). Mary Ainsworth’ün yabancı durum deneyleri, farklı bağlanma stillerini ortaya koydu: güvenli bağlanan çocuklar hem bağımsız hareket edebilir hem de ihtiyaç duyduklarında yardım isteyebilir. Kaçınan bağlanan çocuklar ise tam tersine; duygusal ihtiyaçlarını bastırmayı, ‘güçlü görünmeyi’ öğrenirler (Ainsworth ve ark., 1978).
‘Kimseden hiçbir şekilde yardım isteyememek’ — Bowlby’nin diliyle söylersek bu, kaçınan bağlanma stilinin yetişkinlikteki görünümüdür. Bakım vericinin erken dönemde ihtiyaca yanıt vermemesi ya da tutarsız yanıt vermesi, çocuğa şu dersi öğretir: İhtiyaçlarını gösterme, güçlü kal, tek başına idare et. Bu ders zihnin derinlerine kazındığında, artık yardım istemek bile tehlikeli hissettirmeye başlar.
Vaka: Mehmet Bey
Mehmet Bey, 38 yaşında bir mühendistir. İşte her projeyi üstlenir, arkadaşlarına her konuda destek olur. Ama eşi bir gün fark eder:
Eşi: “Mehmet, sen hiç benden bir şey istemiyorsun. Neden?”
Mehmet: “Gerek yok, ben hallederim.”
Eşi: “Ama bazen ben de sana destek olmak istiyorum.”
Mehmet: “...Bilmiyorum nasıl isteneceğini.”
Bu yanıt, yıllarca içselleştirilmiş kaçınan bağlanma stilinin dürüst bir itirafıdır. Mehmet Bey, dört yıl sonra tükenmişlik sendromu tanısıyla psikiyatriye başvurdu.
Tükenmirlik ve Yüksek Fonksiyonlu Depresyon
Herbert Freudenberger (1974), tükenmişlik (burnout) kavramını ilk sistematik biçimde tanımladığında şunu vurguladı: En çok tükenen insanlar, en çok veren, en çok sorumluluk üstlenen, en çok ‘ben hallederim’ diyenlerdir. Tükenmişlik, dışarıdan güçlü görünen ama içeriden boşalan bireyin varış noktasıdır (Freudenberger, 1974).
‘Yüksek fonksiyonlu depresyon’ ise son yıllarda klinisyenlerin sıkça kullandığı bir tanımlama. Bireyin dışardan işlevselliğini korurken içeride ciddi depresif belirtiler yaşaması durumunu anlatır. Düzenli işe gider, görevlerini yerine getirir, sosyal ortamlarda güler — ama evine kapandığında ya da yalnız kaldığında o ağırlık tüm vücudu kaplar.
* * *
III. Geçmişte Yaşamak: Travma, Bellek ve Af
Freud ve Bastırma
Sigmund Freud (1856–1939), bastırma (repression) kavramıyla şunu gösterdi: Bilinçten uzaklaştırılan acı, yok olmaz — bilinçdışında yaşamaya devam eder ve farklı yollarla geri döner (Freud, 1915). Geçmişte yaşamak ve geçmişi bir ceza aracına dönüştürmek, bastırılmış acının çözümsüz kaldığının göstergesidir.
Peter Levine ve Travma Bedende Yaşar
Peter Levine (1997), travmanın nasıl bedensel bir donma yaratarak geçmişi ‘şimdide’ var kıldığını anlattı. Travmatize sinir sistemi, tehdidin geçtiğini algılayamaz; bu yüzden kişi zihinsel olarak geçmişe saplanır, kendini cezalandırır. Waking the Tiger adlı eserinde Levine, hayvanların travmayı bedensel titremelerle nasıl ‘boşalttığını’ ve insanların neden bu doğal mekanizmayı baskıladığını anlattı. Türkiye’de Bedende Saklı Travma adlarıyla çevrilen bu eser, geçmişte sıkışan insanların deneyimini son derece güçlü biçimde açıklar.
Öz-Şefkat: Kendini Affetmenin Psikolojisi
Kristin Neff (2011), öz-şefkatin üç bileşenini tanımladı: öz-nezaket (kendinize karşı nazik olmak), ortak insanlık duygusu (acının sadece sana özgü olmadığını bilmek) ve bilinçli farkındalık. ‘Kendimi cezalandırmaktan yoruldum’ — bu cümle, tam da öz-şefkatin yokluğunun sesli itirafıdır. Neff’in araştırmaları, öz-şefkatin depresyon, kaygı ve tükenmişliği azalttığını tutarlı biçimde göstermektedir (Neff, 2011).
Vaka: Selin Hanım
Selin Hanım, 29 yaşında, üniversite mezunu bir kadın. Beş yıl önce yaşadığı ayrılıktan bu yana kendini affedemiyor. Arkadaşıyla konuşurken:
Arkadaşı: “Ne zaman bırakacaksın o geçmişi?”
Selin: “Bırakmak istiyorum ama zihin bırakmıyor. Sabah uyandım, ilk düşüncem o.”
Arkadaşı: “Belki de kendini affetmen gerekiyor.”
Selin: “Nasıl affederim ki? Hâlâ o hataı yaptığımı hatırlıyorum.”
Selin’in deneyimi, travma sonrası yeniden işlemenin neden profesyonel destek gerektirdiğini somutlaştırıyor.
* * *
IV. Fazla Hissetmek: Yüksek Duyarlılık ve Duygusal Yorgunluk
‘Fazla hissetmekten çok yoruldum.’ Bu cümle, psikolog Elaine Aron’un 1996’da tanımladığı Yüksek Duyarlı Kişilik (Highly Sensitive Person — HSP) kavramıyla doğrudan ilişkilidir. Nüfusun yaklaşık yüzde on beşini oluşturan yüksek duyarlı bireyler; duyguları, uyaranları ve çevre değişikliklerini daha derin işlerler. Kalabalıktan çıkmak, başkasının acısını fiziksel olarak hissetmek, küçük eleştirilerden derinden etkilenmek — bunlar zayıflık değil, sinir sisteminin daha yoğun çalışmasının göstergeleridir (Aron, 1996).
Türk kültürünün ‘hassas olma, çabuk ağlama, abartıyorsun’ gibi mesajları, yüksek duyarlı bireylerde bu özelliği bir ‘kusur’ olarak içselleştirmelerine yol açar. Oysa araştırmalar, empati, sanatsal derinlik ve sosyal farkındalık açısından bu bireylerin çevrelerine büyük katkılar sunduğunu göstermektedir.
* * *
V. Türk Kültüründe Yorgunluğun Özgün Yüzü
Türk kültüründe psikolojik acıyı dile getirmenin kendine özgü bir tarihi ve dili var. ‘Dert’ sözcüğü, Farsçadan gelen, hem hastalık hem sıkıntı hem de ruhsal ağırlık anlamlarını taşıyan zengin bir kavramdır. ‘Derdini dökmek’ ise ruhsal boşalmanın kültürel karşılığıdır — ama bunu yapmak için güvenilir bir kulak gerekir.
Halk şiiri geleneğinde Yunus Emre’nin (yaklaşık 1240–1321) dizeleri, bu iç acıyı yüzyıllarca dile getirdi:
“Ben yürürüm yane yane, aşk boyadı beni kane, Ne akilem ne divane, gel gör beni aşk neyledi.”
Bu dizelerde, ne tam akıl ne tam delilik — ikisinin ortasında kalan, içten içe yanan bir insan anlatılır. Bugün ‘maskeli depresyon’ dediğimiz şeyin yüzyıllar önceki şiirsel ifadesidir bu.
Pir Sultan Abdal (16. yüzyıl) ve Kaygusuz Abdal gibi Alevi-Bektaşi ozanları da isyan ve acıyı şiire döktü. Türk halk geleneğinde ‘ağlamak’ zayıflık değil, ruhun dürüstlüğüdür. Ne var ki modernleşmeyle birlikte bu gelenek zayıfladı; yerini ‘güçlü ol, sızlanma’ mesajları aldı.
* * *
VI. Yorgunluğa Cevap: Ne Yapılabilir?
Bu yazının amacı, yukarıdaki satırları yazan kişinin — ve onunla özdeşleşen herkesin — deneyimini görünür kılmaktı. Psikoloji bize şunu öğretiyor: Yorgunluğu fark etmek, onu kabullenmek ve dile getirmek, iyileşmenin ilk adımıdır.
Profesyonel destek: Maskeli depresyon ve kronik tükenmişlik, irade meselesi değil; klinisyen desteği gerektiren tıbbi ve psikolojik durumlardır. Psikoterapi (BDT, Şema Terapi veya EMDR) ve gerekirse psikiyatrik değerlendirme önemlidir.
Öz-şefkat pratiği: Neff’in çalışmalarına dayanan öz-şefkat egzersizleri — özellikle ‘sevgili dosta mektup’ tekniği — kişinin kendi kendine yönelik sert yarcısını yumuşatmada etkili bulunmaktadır.
Beden çalışması: Levine ve Van der Kolk’un araştırmaları, travma ve kronik stresin bedende çözülmesi için bedensel farkındalık, yoga veya somatik deneyim çalışmalarının faydasını desteklemektedir.
Sınır koymak: Sağlıklı ilişki ‘hep veren’ değil; hem veren hem alabilen ilişkidir. Yardım istemek zayıflık değil, bağlanmanın sağlıklı ifadesidir.
“Biraz yoruldum ve incindim” diyebilmek, en az efsanevi cesaretten daha büyük bir cesaret gerektirir. Çünkü bu söz, maskeyi indirip gerçek yüzü göstermenin sesidir.
* * *
Kaynaklar
Akademik ve Felsefi Kaynaklar
Ainsworth, M. D. S., Blehar, M. C., Waters, E., & Wall, S. (1978). Patterns of attachment: A psychological study of the strange situation. Lawrence Erlbaum.
Aron, E. N. (1996). The highly sensitive person: How to thrive when the world overwhelms you. Broadway Books.
Aristoteles. (çev. M. Ostwald, 1962). Nicomachean Ethics. Bobbs-Merrill. [Türkçe çevirisi: Nikomakhos’a Etik, Bilgesu Yayıncılık, 2007]
Bowlby, J. (1969). Attachment and loss: Vol. 1. Attachment. Basic Books.
Epiktetos. (çev. T. W. Higginson). Enchiridion. [Türkçe çevirisi: El Kitabı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2018]
Freud, S. (1915). Repression. In J. Strachey (Ed. & Trans.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud (Vol. 14). Hogarth Press.
Freudenberger, H. J. (1974). Staff burn-out. Journal of Social Issues, 30(1), 159–165. https://doi.org/10.1111/j.1540-4560.1974.tb00706.x
Gazâli, E. H. M. (çev. A. Serdarolu, 2002). İhyâu Ulûmi’d-Din (Cilt 1–4). Bedir Yayinevi.
Goichon, A. M. (1951). La philosophie d’Avicenne et son influence en Europe médiévale. Adrien Maisonneuve.
İbn Sina. (çev. A. Durusoy ve ark., 2010). Kitabün-Nefs (De Anima). Litera Yayıncılık.
Jackson, S. W. (1986). Melancholia and depression: From Hippocratic times to modern times. Yale University Press.
Kielholz, P. (Ed.). (1973). Masked depression. Hans Huber.
Kohut, H. (1971). The analysis of the self. International Universities Press.
Levine, P. A. (1997). Waking the tiger: Healing trauma. North Atlantic Books. [Türkçe: Bedende Saklı Travma, Okuyan Us Yayıncılık]
Mevlâna C. Rumî. (çev. V. İzbudak; yay. haz. A. Gölpınarlı, 1990). Mesnevi (Cilt 1). Millî Eğitim Bakanlığı Yayınları.
Neff, K. (2011). Self-compassion: The proven power of being kind to yourself. William Morrow. [Türkçe: Öz-Şefkat, Kural dışı Yayıncılık]
Pascal, B. (çev. M. Aydın & M. Yürüşen, 1992). Düşünceler (Pensées). Elis Yayınları.
Rousseau, J.-J. (çev. V. Günyol, 2014). Toplum Sözleşmesi. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Schimmel, A. (1993). The triumphal sun: A study of the works of Jalāloddīn Rumi. SUNY Press.
Van der Kolk, B. (2014). The body keeps the score: Brain, mind, and body in the healing of trauma. Viking. [Türkçe: Beden Kayıt Tutar, Koridor Yayıncılık]
Winnicott, D. W. (1960). Ego distortion in terms of true and false self. In The maturational processes and the facilitating environment. International Universities Press.
* * *
Okuma Önerileri
Kitaplar (Türkçe veya Türkçeye Çevrilmiş)
Van der Kolk, B. (2018). Beden Kayıt Tutar (çev. Ş. Yalçın). Koridor Yayıncılık.
Levine, P. A. (2012). Bedende Saklı Travma (çev. S. Bağ). Okuyan Us Yayıncılık.
Neff, K. (2015). Öz-Şefkat: Kendinizle Barışmanın Kanıtlanmış Gücü (çev. G. Şenses). Kural dışı Yayıncılık.
Aron, E. N. (2013). Aşırı Duyarlı İnsan (çev. Y. Yılmaz). Kural dışı Yayıncılık.
Burns, D. D. (2021). Kendinizi İyi Hissedin: Yeni Ruh Sağlığı Terapisi (çev. G. Baraz). Psikonet Yayınları.
Yalom, I. D. (2010). Güneşe Bakmak: Ölümün Gölgesinde Hayat (çev. Z. İyidoğan). Kabalcı Yayınları.
Mevlâna, C. R. (çev. & şerh. Şefik Can, 1995). Mesnevi (Sadeleştirilmiş, 3 cilt). Ötüken Neşriyat.
Aristoteles. (çev. S. Babr, 2007). Nikomakhos’a Etik. Bilgesu Yayıncılık.
Epiktetos. (çev. C. Cengiz Çevik, 2018). El Kitabı (Enchiridion). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Filmler
Inside Out [İçin Dışı Ters Yüz] (2015). Yön. Pete Docter. Pixar / Disney. — Duyguların işlevini ve bastırılmış acının etkilerini anlatan animasyon film.
Silver Linings Playbook [Umut Işığım] (2012). Yön. David O. Russell. — Depresyon ve bipolar bozukluğunun maskeler ardına saklandığı ilişkileri işleyen ödüllü film.
A Beautiful Mind [Güzel Akıl] (2001). Yön. Ron Howard. — Zihinsel sağlık müdelesinin insani boyutunu anlatan biyografik drama.
The Hours [Saatler] (2002). Yön. Stephen Daldry. — Depresyon, anlam arayışı ve bastırılmış benliği işleyen film.
Ordinary People [Sıradan İnsanlar] (1980). Yön. Robert Redford. — Travma sonrası aile dinamikleri ve maskeli acıyı anlatan Oscar ödüllü film.
Makaleler
Duru, E. (2015). Öz-şefkat ölçeği kısa formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 5(43), 28–37.
Sümer, N. (2006). Yetişkin bağlanma ölçeklerinin kategoriler ve boyutlar düzeyinde karşılaştırılması. Türk Psikoloji Dergisi, 21(57), 1–22.
Eskin, M., Kaynak-Demir, H., & Demir, S. (2005). The same in the world? The structure and correlates of depression in Turkish population. Social Psychiatry and Psychiatric Epidemiology, 40, 149–158. https://doi.org/10.1007/s00127-005-0848-z
* * *
“Biraz yoruldum ve incindim” diyebilmek cesarettir. Bu cesareti gösteren herkese saygıyla.
fgulacti.blogspot.com | @fikret_gulacti | fikretgulacti24@gmail.com
WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar
Yorum Gönder