Olsaydı mı, Olmasaydı mı? Pişmanlığın Dili ve Yükün Psikolojisi


 

 


 

Olsaydı mı, Olmasaydı mı?

Pişmanlığın Dili ve Yükün Psikolojisi

Dil, düşüncenin evidir. İçinde bulunduğumuz zamanı, geçmişe ya da geleceğe nasıl baktığımızı, pişmanlıklarımızı ve umutlarımızı dilimizin kalıplarında taşırız. Türkçe'nin koşullu kipi, bu taşıma işinin en hassas aracıdır. Bu konuda ilerde ele alınacaklar içinde...

"Olsaydı" der, geleceğe ya da şimdiye bakarız—hâlâ mümkün olanın hayaliyle. "Olmasaydı" der, geçmişe döneriz—artık değiştiremeyeceğimiz şeylerin yasıyla. İkisi de pişmanlıktır ama biri "şimdi böyle olsa keşke" diye fısıldar, diğeri "o zaman böyle olmasaydı keşke" diye ağlar  (bu konuda daha önceki blog yazılarıma bakılabilir).

Bu iki cümle arasında bir yük vardır. Bazen birlikte taşınır, bazen tek başına sırtlanır. Bazen hayal kırıklıklarına rağmen yeniden alınır, bazen sonsuza dek reddedilir. Bu yazıda, pişmanlığın dilini, yükün psikolojisini ve bunların kadın ile erkek deneyimindeki farklı tonlarını inceleyeceğiz. neden çoğul çünkü burada yazdıklarım umuma açık yanlışım varsa iletebilir düzeltme veya düşünülmesini isteyebilirsiniz yada evet doğru diyerek hayat hikayelerinizde buluşturabilirsiniz. 

"Olsaydı": Şimdiye Dair Özlem

"Olsaydı" cümlesi, şimdinin eksikliğini geçmişin alternatif senaryolarıyla doldurmaya çalışır. Psikolojide buna karşı-olgusal düşünme (counterfactual thinking) denir. Gerçekleşmemiş olasılıkları hayal eder, "ne olurdu acaba" sorusunu sorar. Bu düşünme biçimi, bazen öğrenmeye ve değişime, bazen de kronik pişmanlığa yol açar.

Daniel Kahneman ve Amos Tversky'nin (1982) çalışmaları, insanların "neredeyse gerçekleşmiş" durumlar için daha fazla pişmanlık duyduğunu gösterir. Bir uçağı iki dakika kaçırmak, iki saat kaçırmaktan daha acı verir—çünkü zihin "olsaydı" senaryosunu kolayca kurar. Şimdinin eksikliğini dolduracak alternatif ne kadar yakınsa, pişmanlık o kadar keskindir.

İki cinsiyetin algıları, beklentileri, umutlarına bakışları, toplum içindeki statü ve zorunlulukları, farklı kültürlerde ki yapıları, hatta romanlarda yüklenen anlam ve değerleri beni bu yapıya önem verilmesi gerektiğini düşündürdü ve yazı öyle kaleme alındı. 

Kadın Deneyiminde "Olsaydı"

Kadınlar için "olsaydı" düşüncesi, çoğunlukla ilişkisel benlik etrafında döner. Carol Gilligan'ın (1982) Farklı Bir Sesle adlı çalışması, kadınların kimliklerini ilişkiler ağı içinde şekillendirdiğini gösterir. Bu bağlamda "olsaydı" cümleleri, başkalarıyla kurulan ya da kurulamayan bağlara, verilen ya da verilemeyen desteklere odaklanır:

• "O zaman ona destek olsaydım, şimdi belki aramız bu kadar açılmazdı."

• "Çocuklarıma daha fazla zaman ayırsaydım, belki onları daha iyi anlardım."

• "Kendimi feda etmeseydim, belki şimdi kim olduğumu bilirdim."

Bu cümleler, kadının toplumsal rolü olan bakım verici kimliğiyle iç içedir. Nancy Chodorow'un (1978) psikanalitik feminist teorisi, kadınların annelikle özdeşleşen bir benlik geliştirdiğini öne sürer. Bu da "olsaydı" düşüncelerinin, başkalarına yetmeme, başkalarını koruyamama korkusuyla yüklü olmasına yol açar.

Virginia Woolf, Kendine Ait Bir Oda'da şöyle yazar: "Bir kadın, kurgu yazmak istiyorsa, paraya ve kendine ait bir odaya sahip olmalıdır." Woolf'un metni, kadının kaybettiği zamanların, bastırılan yaratıcılığın "olsaydı"larıyla doludur. Judith Shakespeare'in hikayelendirilmemiş dehası, tüm kadınların sessizleştirilmiş olasılıklarının yankısıdır.

Erkek Deneyiminde "Olsaydı"

Erkekler için "olsaydı" düşüncesi, genellikle ayrı benlik ve başarı odaklı kimlik etrafında şekillenir. David Gilmore'un (1990) kültürler arası erkeklik çalışması, erkeklerin kimliklerini kanıtlama üzerinden inşa ettiğini gösterir. Bu bağlamda "olsaydı" cümleleri, alınamayan fırsatlara, gösterilememiş başarılara, kaybedilmiş güç ve statüye odaklanır:

• "O işi kabul etseydim, şimdi çok daha iyi bir yerde olurdum."

• "Daha fazla risk alabilseydim, belki başarılı olurdum."

• "Duygularımı gösterseydim, belki o ilişki bitmezdi."

Erkeklik normları, Michael Kimmel'in (2008) tanımladığı gibi, homososyal rekabet  (Toplumsal cinsiyet kimliğinin inşasında korku, utanç ve sessizlik) üzerine kuruludur. Erkekler birbirlerine karşı erkekliklerini kanıtlar. Bu da "olsaydı" düşüncelerinin, başkalarına göre yeterli olamama, rakiplerden geri kalma kaygısıyla dolmasına yol açar.

Arthur Miller'ın Bir Satıcının Ölümü'nde Willy Loman, yaşamı boyunca "olsaydı"ların esiridir. "Ben Loman'ım! Ben büyük bir satıcıyım!" diye haykırır, ama gerçek şu ki o hiçbir zaman o büyük adam olamadı. Oğlu Biff'e söylediği "Sen Loman'sın, unutma!" cümlesi, başarı üzerinden kurulu erkekliğin nesilden nesile aktarılan yükünü gösterir. Willy'nin intiharı, "olsaydı"ların dayanılmaz ağırlığının trajedisidir.

"Olmasaydı": Geçmişe Dair Pişmanlık

"Olmasaydı" cümlesi, geçmişte yaşanmış bir olayın olmamasını diler. Bu, aşağı yönlü karşı-olgusal düşünme (downward counterfactual) olarak adlandırılır—gerçekleşen durumun daha kötüsünü hayal etmek. Ama "olmasaydı" aynı zamanda gerçekleşenin hiç olmamasını, tarihsel bir silme arzusunu ifade eder.

Neal Roese'un (1997) pişmanlık teorisi, "olmasaydı" düşüncelerinin işlevsel ya da işlevsel olmayan (dysfunctional) olabileceğini gösterir. İşlevsel pişmanlık, gelecekteki davranışları iyileştirmeye hizmet eder: "Keşke o kötü ilişkiye girmeseydim, ama bu deneyimden öğrendim." İşlevsel olmayan pişmanlık ise, geçmişte takılıp kalır ve şimdiye dair eyleme geçme gücünü tüketir.

Kadın Deneyiminde "Olmasaydı"

Kadınlar için "olmasaydı" düşüncesi, çoğunlukla travma, şiddet ve mağduriyet deneyimleriyle bağlantılıdır. Judith Herman'ın (1992) travma teorisi, kadınların özellikle ilişkisel travmalara (istismar, aile içi şiddet, cinsel saldırı) maruz kaldığını ve bu travmaların benlik algısını derinden sarstığını gösterir. Bu bağlamda "olmasaydı" cümleleri, yaşanan acının silinme arzusunu taşır:

• "O ilişkiye girmeseydim, hayatım mahvolmazdı."

• "O gece dışarı çıkmasaydım, başıma bunlar gelmezdi."

• "Kendimi savunabilseydim, belki bu acıyı yaşamazdım."

Bu cümlelerde gizli bir kendini suçlama vardır. "Olmasaydı" düşüncesi, travmanın kontrolünü geriye almaya çalışır—"Ben farklı davransaydım bu olmayabilirdi." Ama bu aynı zamanda suçu mağdurdan failine kaydırmanın önünü tıkar. Ronnie Janoff-Bulman'ın (1979) davranışsal kendini suçlama ile karakterolojik kendini suçlama ayrımı burada önemlidir: İlki gelecekteki kontrolü artırırken, ikincisi benliği zedeler.

Sylvia Plath'ın şiirlerinde "olmasaydı"lar, varoluşun kendisine yönelir. Daddy şiirinde "If I've killed one man, I've killed two" der—babanın gölgesinden, eşin baskısından kurtulmanın yolu ölümdür, ya da en azından sembolik bir öldürmedir. Plath'ın "olmasaydı"ları trajediye dönüşür: Kendisi olmasaydı, belki bu kadar acı çekmezdi.

Joanne Greenberg'in (Hannah Green takma adıyla yazdığı) Sana Gül Bahçesi Vadetmedim adlı otobiyografik romanı, kurumsal travmanın kadınlar üzerindeki etkisini acımasızca gözler önüne serer. Psikiyatri hastanelerinde geçen yıllar, kadının benliğini parça parça eder. Her elektroşok, her zorla ilaç, her toplumsal dışlanma anı bir "olmasaydı"ya dönüşür. Keşke hastalık olmasaydı, keşke hastaneye girmeseydim, keşke toplum "deli" demeseydi, keşke ailem beni terk etmeseydi. Ama en acı veren "olmasaydı" şudur: Keşke kadın olmasaydım—çünkü toplum kadını "hasta" olarak etiketlemeye, kurumsal şiddete maruz bırakmaya, sesini susturmaya çok daha hazırdır. Greenberg'in anlatısı, travmanın sadece bireysel değil, toplumsal ve sistemik olduğunu gösterir.

Erkek Deneyiminde "Olmasaydı"

Erkekler için "olmasaydı" düşüncesi, genellikle başarısızlık, kayıp ve utanç deneyimleriyle ilişkilidir. Brené Brown'un (2012) utanç araştırması, erkeklerin utancını "zayıflık göstermek" ile tanımladığını gösterir. Bu bağlamda "olmasaydı" cümleleri, zayıflığın ya da yetersizliğin açığa çıktığı anlara odaklanır:

• "O projeyi kaybetmeseydim, şirket beni kovmazdı."

• "O kavgayı çıkarmasaydım, ayrılmazdık."

• "Ağlayarak zayıflık göstermeseydim, belki beni ciddiye alırlardı."

Bu cümlelerde, erkeklik normlarıyla çatışan her davranış düzeltilmesi gereken bir hata olarak görülür. Terry Real'ın (1997) erkeklerde gizli depresyon teorisi, erkeklerin duygusal acılarını "olmasaydı" cümlelerinin ardına sakladığını öne sürer. Açık ağlamak yerine, "keşke o an olmasa, kendimi tutabilseydim" derler.

Fyodor Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sında Raskolnikov'un tüm iç dünyası, "Keşke o cinayeti işlemeseydim" pişmanlığının etrafında döner. Ama aynı zamanda bu pişmanlık, bir erkek olarak kendini "olağanüstü" görmek isteyişinin yıkımıdır. "Ben farklıyım, ahlak kuralları bana uygulanmaz" der, ama sonunda vicdan azabıyla yıkılır. "Olmasaydı" burada sadece eyleme değil, kibire de yöneliktir. bundan sonraki yazılarımdan birini de bu kibir denen kavrama ayırma niyetiyle. 

Yük Alınmalı mı, Keşke Alsaydım mı?

Yük metaforu, sorumluluk, görev ve ilişkisel bağların somutlaşmış halidir. Bazen bu yük paylaşılır ("beraber yük almalı mıyız?"), bazen reddedilir ("bu yük bana ait değil"), bazen de geçmişte reddedildiği için pişmanlık duyulur ("keşke o yükü alsaydım").

Jean-Paul Sartre'ın egzistansiyalist felsefesi, insanın "mahkum olduğu özgürlük" kavramıyla bu ikilemle ilişkilidir. Sartre'a göre insan, sürekli seçim yapmaya mahkumdur ve her seçim bir sorumluluğun altına girmek demektir. Yük almak, bu sorumluluğu kabul etmektir; almamak ise kötü niyet (bad faith) içinde özgürlükten kaçmaktır.

Kadın Deneyiminde Yük

Kadınlar için yük, genellikle duygusal emek (emotional labor) şeklinde gelir. Arlie Hochschild'in (1983) tanımladığı bu kavram, kadınların başkalarının duygusal ihtiyaçlarını yönetme, ilişkileri sürdürme ve bakım verme sorumluluğunu üstlenmesidir. Bu yük görünmezdir ama yorucudur.

Kadınlar genellikle "Yük alınmalı mı?" sorusunu başkalarını düşünerek sorar: "Annemle yaşlı babamın yükünü paylaşmalı mıyım yoksa kariyerime mi odaklanmalıyım?" Bu ikilemde, özgecilik ile öz-bakım arasında bir çatışma vardır. Ve çoğu zaman, yükü almaya karar verdiklerinde yorulurlar; almadıklarında ise "keşke alsaydım" pişmanlığı yaşarlar.

Elif Şafak'ın Aşk romanında Ella, kırk yaşında evli bir kadındır, çocukları ve eşi vardır. Ama içinde başka bir kadın, başka bir yaşam ihtimali vardır. Aziz Z. ile kurulan platonik aşk, Ella'nın taşıdığı görünmez yükün—aile, toplumsal beklentiler, "iyi kadın" olma zorunluluğunun—altında ezilmesini gösterir. Roman şu soruyu sorar: Keşke bu yükü bırakabilseydim, kim olurdum? (Bu kitabı okurken aynı anda Ahmet Ümit"in Babı Esrar kitabı da okunabilir iki farklı tarz iki aynı olay.)

Erkek Deneyiminde Yük

Erkekler için yük, genellikle ekonomik sorumluluk ve ailevi görevler şeklinde gelir. Geleneksel erkeklik, "aile reisi", "ekmek kapısı" rollerini erkeklere yükler. Bu yükü taşımak onur kaynağıdır; taşımamak ise utanç kaynağı.

Erkekler genellikle "Yük alınmalı mı?" sorusunu yükümlülük bağlamında sorar: "Ailem için bu işi kabul etmeli miyim yoksa kendi hayallerimi mi takip etmeliyim?" Bu ikilemde, görev ile özgürlük arasında bir çatışma vardır. Ve çoğu zaman, yükü almaya karar verdiklerinde kendilerini kaybederler; almadıklarında ise "keşke aileme daha fazla destek olabilseydim" pişmanlığı yaşarlar.

Orhan Pamuk'un Sessiz Ev'inde Recep, torunları Faruk, Nilgün ve Metin'in hayatlarını şekillendirmeye çalışan otoriter büyükbabadır (bizdeki karşılığı ile dede). Yük, nesiller boyunca aktarılan bir mirasa dönüşür—Recep'in ideolojik yükü, Faruk'un entelektüel ama etkisiz hayatına, Nilgün'ün idealist ama yabancılaşmış ruhuna, Metin'in pragmatik ama ruhsuz yaşamına dönüşür. Roman şu soruyu sorar: Dedelerimizin yüklerini taşımaya mecbur muyuz?

Kuramsal Perspektifler: Pişmanlığı Anlamak

1. Karşı-Olgusal Düşünme Teorisi

Kahneman ve Miller'ın (1986) norm teorisi, insanların olayları zihinlerinde alternatif senaryolarla karşılaştırdığını gösterir. Yukarı yönlü karşı-olgusal düşünme ("daha iyi olabilirdi") pişmanlık üretirken, aşağı yönlü karşı-olgusal düşünme ("daha kötü olabilirdi") minnettarlık üretir.

Bu teoriye göre "olsaydı" ve "olmasaydı" cümleleri, zihnin simülasyon kapasitesini yansıtır. Zihin, gerçekleşmemiş olasılıkları canlandırarak geçmişteki kararları değerlendirir ve gelecekteki kararları şekillendirir. bu olma ve olmamayı canlandırma yeri geldiğinde rüminasyon yeri geldiğinde aklın kendini koruma yapısı olarak da alınabilmektedir. 

2. Pişmanlık Teorisi ve İşlevsellik

Roese (1997), pişmanlığın iki işlevi olduğunu öne sürer:

• Hazırlayıcı işlev: Gelecekteki davranışları iyileştirmek için geçmişten ders çıkarmak.

• Anlam verici işlev: Geçmiş olayları anlamlı hale getirerek benlik tutarlılığını korumak.

Ancak pişmanlık kronikleştiğinde, işlevsiz hale gelir. Sürekli "olsaydı" ya da "olmasaydı" demek, kişiyi geçmişte hapseder ve şimdiki anı yaşama gücünü tüketir.

3. Egzistansiyel Terapi: Seçim, Sorumluluk ve Özgürlük

Irvin Yalom'un (1980) egzistansiyel (varoluşsal) terapisi, insanın dört temel endişesine odaklanır: ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlamsızlık. Özgürlük endişesi, bu bağlamda özellikle önemlidir—çünkü özgürlük aynı zamanda sorumluluğu getirir. 

(Varoluşçu psikoloji, felsefi kökenlerini Kierkegaard, Nietzsche ve Heidegger (bu yazar için özellikle İbrahim Kalın'ın "Heidegger'in kulübesine yaptığı yolculuk" okunabilir) gibi düşünürlerden alır.
  • Kurucular/Öncüler: Rollo May (varoluşçu psikolojinin öncüsü olarak kabul edilir), Viktor Frankl, Irvin Yalom ve James Bugental.
  • Diğer Temsilciler: Medard Boss, R.D. Laing, Erich Fromm. (Bu konuda daha farklı kaynak ve kişiler olarak okunabilir.) 

"Olsaydı" ve "olmasaydı" cümleleri, özgürlük endişesinin belirtileridir. İnsan, seçimlerinin sorumluluğunu üstlenmek yerine, geçmişi değiştirmeyi hayal ederek bu yükten kaçmaya çalışır. Yalom'a göre terapi, kişinin sorumluluğunu kabullenmesini ve şimdi ve burada yeni seçimler yapmasını desteklemelidir.

4. Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT): Psikolojik Esneklik

Steven Hayes'in (1999) ACT modeli, pişmanlık ve karşı-olgusal düşünmeye farklı bir bakış sunar: psikolojik esneklik. ACT'e göre sorun, pişmanlık düşüncelerinin kendisi değil, bu düşüncelere kaynaşma (fusion) ve onlardan kaçınma çabasıdır.

ACT, bilişsel ayrışma (defusion) tekniklerini önerir: "Keşke o ilişkiye girmeseydim" düşüncesini, sadece bir düşünce olarak gözlemlemek—ona inanmadan, onunla savaşmadan. Ve ardından, değerlerle uyumlu eylemler atarak şimdiki anı yaşamak. Neden niçin şu anda da düşününce böyle eylemi gerçekleştirmişimin arkasındaki değeri yakayabilme çabası. ( Terapide Psikolojik Esneklik: Kabul ve Adanmışlık Terapisi - İbrahim Bilgen, Benim Hayatım Hep Böyle Mi Geçecek - İbrahim Bilgen kitaplarını okumanızı tavsiye ederim.) ve bir makale tavsiyesi "Akkoç, O., Alkar, Ö. Y. (2026). Türkiye’de Kabul ve Kararlılık Terapisi grup uygulamalarının sistematik derleme yöntemiyle değerlendirilmesi. Journal of Clinical Psychology Research."

5. Cinsiyet Rolleri ve Sosyal Psikoloji

Sandra Bem'in (1981) cinsiyet şeması teorisi, bireylerin toplumsal cinsiyet normlarını içselleştirerek dünyayı algıladığını gösterir. Bu da pişmanlık ve yük alma deneyimlerini şekillendirir:

• Kadınlar, ilişkisel benlik şeması nedeniyle "başkalarını hayal kırıklığına uğratma" pişmanlığı yaşarlar.

• Erkekler, ayrı benlik şeması nedeniyle "başarısız olma" pişmanlığı yaşarlar.

Bu şemalar, kültürel olarak inşa edilmiştir ve bireysel değişime açıktır. Feminist terapi, bu şemaların sorgulanmasını ve yeniden yazılmasını hedefler.

Sonuç: Pişmanlıkla Barışmak

"Olsaydı" ve "olmasaydı" cümleleri, insanın geçmişle hesaplaşma, şimdiye anlam verme ve geleceğe dair yön bulma çabasının dil içindeki yansımasıdır. Kadınlar ve erkekler, farklı toplumsal roller, beklentiler ve kimlik şemaları nedeniyle bu cümleleri farklı şekillerde kurarlar—ama her ikisi de aynı insani deneyimi paylaşır: Pişmanlık. Bu konuda ilerde ele almayı planladığım konulardan bir tanesidir. 

Pişmanlık, ne kadar acı verse de, aynı zamanda insanca olmanın bir parçasıdır. Geçmişi değiştiremeyiz, ama ondan öğrenebiliriz. Başkalarının yüklerini taşımak zorunda değiliz, ama paylaşmayı seçebiliriz. Hayal kırıklıklarına rağmen yeniden yük alabiliriz—çünkü hayat, tekrar ve tekrar seçim yapma cesaretini gerektirir.

Belki de asıl soru şu olmalı: Pişmanlıklarımızla nasıl yaşayacağız? Onları geçmişte hapsolmuş anılar olarak mı taşıyacağız, yoksa geleceğe dair yeni seçimlerin ilhamı olarak mı?

Edebiyat, Film ve Müzik Önerileri

Filmler

• Bir Zamanlar Anadolu'da (Nuri Bilge Ceylan, 2011): Erkeklerin sessiz pişmanlıkları, geçmişle yüzleşme ve yükün ağırlığı.

• Amelie (Jean-Pierre Jeunet, 2001): Yaşanmamış hayatların pişmanlığı ve başkalarının yüklerini taşıma.

• Manchester by the Sea (Kenneth Lonergan, 2016): Geçmişin değiştirilemez acısı ve "olmasaydı" pişmanlığının yıkımı.

• Abluka (Emin Alper, 2015): Kardeşler arasında bölüşülemeyen yük ve erkekliğin çıkmazları.

• Selvi Boylum Al Yazmalım (1977): Türk sinemasının başyapıtlarından biri olan bu film, Aytmatov'un "Kırmızı Eşarp" adlı romanından uyarlanmıştır. 

Bayan Austen Pişmanlık Duyuyor (Miss Austen Regrets) (2007): Jane Austen'ın hayatının son dönemlerinde geçmişteki kararlarını ve aşk hayatını sorgulamasını anlatan biyografik bir TV filmi.

Straight'in Hikayesi (The Straight Story) (1999): Küskün olduğu kardeşini ziyaret etmek için uzun bir yolculuğa çıkan yaşlı bir adamın pişmanlık ve bağışlama üzerine kurulan hikayesi.  

 In Bruges (2008): İşledikleri bir suçun pişmanlığını yaşayan iki tetikçinin hikayesi.

 Kelebek Etkisi (The Butterfly Effect) (2004): Geçmişi değiştirerek pişmanlıklarını ortadan kaldırmaya çalışan ancak her seferinde daha trajik bir döngüye düşen bir adamın hikayesi.

Şarkılar

• "Bir Çocuk Sevdim" - Cem Karaca: Geçmişin kaybedilmiş aşkı ve "keşke" pişmanlığı.

• "The Night We Met" - Lord Huron: "Keşke o geceye dönebilseydim" özlemi.

• "Yalnızlık Paylaşılmaz" - Şebnem Ferah: Yükün paylaşılamaz ağırlığı ve içsel çatışma.

• "Someone Like You" - Adele: Geçmişin gölgesinde şimdiki hayatı yaşama çabası.

• "İmkansız Aşk. İsmail Mrtgl 

 "İmkansız Aşk/Sen İmkansızsın" Cem Yıldız

            • "Pişmanlık Fayda Etmez" Yahya Başaran  

             "Hata benim, günah benim suç benim",  Neşet Ertaş 

 YAZILARIN YAZILDIĞI VE BİRİKİMLERİN OLUŞTUĞU KAYNAK SUYU

 



  


Kaynaklar

Akademik Kaynaklar

Bem, S. L. (1981). Gender schema theory: A cognitive account of sex typing. Psychological Review, 88(4), 354-364.

Brown, B. (2012/2015). Cesur yanınızı kucaklayın (Daring Greatly). (M. Selvi, Çev.). İstanbul: Martı Yayınları.

Chodorow, N. (1978). The reproduction of mothering: Psychoanalysis and the sociology of gender. Berkeley: University of California Press.

Gilligan, C. (1982/2017). Kadının farklı sesi: Psikolojik kuram ve kadının gelişimi. (D. Dinçer, F. Arısan, M. Elma, Çev.). İstanbul: Pinhan Yayıncılık.

Gilmore, D. D. (1990). Manhood in the making: Cultural concepts of masculinity. New Haven: Yale University Press.

Hayes, S. C., Strosahl, K. D., & Wilson, K. G. (1999). Acceptance and commitment therapy: An experiential approach to behavior change. New York: Guilford Press.

Herman, J. L. (1992). Travma ve iyileşme: Şiddetin sonuçları ev içi istismardan siyasi teröre. (T. Tosun, Çev.). İstanbul: Literatür Yayıncılık.

Hochschild, A. R. (1983). The managed heart: Commercialization of human feeling. Berkeley: University of California Press.

Janoff-Bulman, R. (1979). Characterological versus behavioral self-blame: Inquiries into depression and rape. Journal of Personality and Social Psychology, 37(10), 1798-1809.

Kahneman, D., & Miller, D. T. (1986). Norm theory: Comparing reality to its alternatives. Psychological Review, 93(2), 136-153.

Kahneman, D., & Tversky, A. (1982). The psychology of preferences. Scientific American, 246(1), 160-173.

Kimmel, M. S. (2008). Guyland: The perilous world where boys become men. New York: Harper.

Real, T. (1997). I don't want to talk about it: Overcoming the secret legacy of male depression. New York: Scribner.

Roese, N. J. (1997). Counterfactual thinking. Psychological Bulletin, 121(1), 133-148.

Sartre, J.-P. (1946/2010). Varoluşçuluk. (A. Bezirci, Çev.). İstanbul: Say Yayınları.

Yalom, I. D. (1980). Varoluşçu psikoterapi. (Z. İ. Babayiğit, Çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Edebiyat Kaynakları

Dostoyevski, F. (1866/2012). Suç ve ceza. (E. Altay, Çev.). İstanbul: İletişim Yayınları.

Greenberg, J. (Green, H.) (1964/2004). Sana gül bahçesi vadetmedim. (S. Gül, Çev.). İstanbul: Epsilon Yayıncılık.

Miller, A. (1949/2007). Bir satıcının ölümü. (N. Cumalı, Çev.). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

Pamuk, O. (1983). Sessiz ev. İstanbul: İletişim Yayınları.

Plath, S. (1965/2013). Ariel. (İ. Yerguz, Çev.). İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınları.

Şafak, E. (2009). Aşk. İstanbul: Doğan Kitap.

Woolf, V. (1929/2012). Kendine ait bir oda. (S. Akgül, Çev.). İstanbul: Sel Yayıncılık. 

WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar

Popüler