Kişisel Sorumlulukla Gelen İçsel Özgürlük

 


 KENDİNİ VE BAŞKALARINI KABUL ETMEK:
Kişisel Sorumlulukla Gelen İçsel Özgürlük

İnsan hayatının en zor ama en dönüştürücü adımlarından biri kabul etmeyi öğrenmektir. 
Kabul etmek çoğu zaman yanlış anlaşılır. Pek çok kişi kabulü, teslimiyet ya da pasiflik zanneder. 
Oysa gerçek anlamda kabul, insanın hem kendisiyle hem de hayatla kurduğu ilişkinin olgunlaşmasıdır. 
Bu noktada kabul; kaçmak değil, gerçeklikle yüzleşme cesaretidir.

Modern psikoloji ile kadim bilgelik gelenekleri bu konuda şaşırtıcı biçimde benzer şeyler söyler. 
İnsan, geçmişin pişmanlıkları ile geleceğin korkuları arasında sıkıştığında huzurunu kaybeder. 
Ancak kişi bugünün sorumluluğunu üstlenmeye başladığında hem kendini hem de başkalarını daha gerçekçi biçimde görmeye başlar.

Yunus Emre’nin şu dizeleri bu yaklaşımı sade bir şekilde ifade eder:
“Yaratılanı severim / Yaradan’dan ötürü.”

Bu söz yalnızca başkalarını sevmeyi değil, insanın kendisini de olduğu haliyle kabul etmesini ima eder.

KABULÜN PSİKOLOJİK ANLAMI

Psikolojik danışma kuramlarında kabul kavramı oldukça merkezi bir yere sahiptir. 
Özellikle Carl Rogers’ın insancıl yaklaşımı, terapötik ilişkinin temelini koşulsuz kabul olarak tanımlar.

Rogers’a göre insan gelişiminin en önemli şartlarından biri şudur:
“Bir insanı olduğu gibi kabul ettiğimizde, onun değişmesine yardım etmiş oluruz.”

İnsan çoğu zaman değişmek için kendini zorlar, yargılar, eleştirir. 
Fakat değişim çoğu zaman kendini suçlamayı bıraktığımız noktada başlar.

Psikolojide buna öz-şefkat ya da kendilik kabulü denir. 
Kişi kendi hatalarını ve sınırlılıklarını görür ama bunları kimliğinin tamamı haline getirmez.

Varoluşçu psikoloji de benzer bir noktaya dikkat çeker. 
Viktor Frankl şu ifadeyi kullanır:

“İnsanın elinden her şey alınabilir, ama bir şey asla alınamaz:
koşullar karşısındaki tutumunu seçme özgürlüğü.”

Kabul, tam da burada başlar.

GEÇMİŞİN YÜKÜNÜ TAŞIMAK MI, ONU ANLAMAK MI?

İnsan zihni çoğu zaman geçmişte takılı kalır. 
Yapılan hatalar, kırgınlıklar ve pişmanlıklar zihinde tekrar tekrar canlanır.

Fakat geçmişi değiştirmek mümkün değildir. 
Bu noktada iki seçenek vardır:

1. Geçmişi sürekli yeniden yaşayarak kendimizi cezalandırmak
2. Geçmişi anlayarak kendimizi özgürleştirmek

Kabul, ikinci yolu seçmektir.

Mevlânâ’nın şu sözü bu noktayı çok güzel ifade eder:
“Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım.”

Bu yalnızca bir şiir değil, güçlü bir psikolojik ilkedir.

BAŞKALARINI KABUL ETMEK: EMPATİ

İnsan ilişkilerinde en büyük çatışmalardan biri insanların birbirini yargılamasıdır.
Çoğu zaman bir insanın davranışını görürüz ama o davranışın arkasındaki hikâyeyi görmeyiz.

Psikolojik danışma literatüründe buna empatik anlayış denir.
Bir davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamaya çalışmak, insan ilişkilerinin dönüşmesine yardımcı olur.

Necip Fazıl Kısakürek insanın iç dünyasını şöyle anlatır:

“İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar.”

İnsan karmaşık bir varlıktır.
Bir tarafı güçlüdür, bir tarafı kırılgandır.

TÜRK-İSLAM DÜŞÜNCESİNDE KABUL

İslam düşünürleri insanın iç dünyasını anlatırken nefs kavramını kullanır.
Gazali’ye göre insanın iç dünyasında farklı eğilimler vardır ve olgunluk bu eğilimleri tanımakla başlar.

İbn Sina ise insanın ruhsal olgunlaşmasının kendini tanımaktan geçtiğini söyler.

Tasavvuf geleneğinde sıkça söylenen şu söz bu anlayışı anlatır:
“Kendini bilen Rabbini bilir.”

Bu söz insanın kendisini tanımasının önemini vurgular.

KABULÜN GETİRDİĞİ ÖZGÜRLÜK

Kabul edildiğinde insanın iç dünyasında önemli değişimler olur.
Suçluluk, kronik öfke ve kıyaslama azalır.
Bunun yerine huzur, içsel güven ve empati güçlenir.

Cemal Süreya’nın şu dizeleri bu hissi anlatır:
“Hayat kısa, kuşlar uçuyor.”

KABUL VE KİŞİSEL SORUMLULUK

Kabul etmek şu üç şeyi fark etmektir:

1. Hayatın tüm kontrolü bizde değildir.
2. Ama tepkilerimizin sorumluluğu bize aittir.
3. Değişim çoğu zaman içimizde başlar.

Epiktetos’un sözü bu durumu şöyle açıklar:
“İnsanları rahatsız eden şey olaylar değil, olaylar hakkındaki düşünceleridir.”

SONUÇ

Kabul bir anda gerçekleşen bir durum değildir.
İnsan hayatı boyunca bunu öğrenir.

Bazen yeniden kızarız, yeniden kırılırız, yeniden yargılarız.
Ama her seferinde biraz daha öğreniriz.

Belki de kabul tam olarak şudur:
Hayatı olduğu gibi görmek ve yine de umutla yaşayabilmek.


WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar

Popüler