insanoğlu

 

Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesi PDR Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fikret Gülaçtı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda,
Türk kültüründe kadının Orta Asya’dan Cumhuriyet’e uzanan güçlü konumuna dikkat çekerek; “Kadın toplumun kurucu unsurudur” vurgusu yaptı.

Prof. Dr. Fikret Gülaçtı, 8 Mart’ın tarihsel kökenlerinden Anadolu’daki Bacıyan-ı Rum teşkilatına, Atatürk devrimlerinden günümüz akademik dünyasına kadar kadının yolculuğunu değerlendirerek, toplumsal ilerlemenin anahtarının kadın hakları olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Fikret Gülaçtı yaptığı açıklamada, ‘’8 Mart ve Kadının Yolculuğu, 8 Mart’ın Doğuşu: 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların eşitlik, emek ve hak mücadelesinin sembolü olarak ortaya çıkmıştır. Kökeni 19. yüzyılın sonlarına uzanır. 1857 yılında ABD’nin New York kentinde tekstil işçisi kadınlar daha iyi çalışma koşulları ve eşit ücret talebiyle greve çıktı. Bu eylem sırasında çıkan yangında çok sayıda kadın işçi hayatını kaybetti. Olay, kadın emeğinin görünürlüğü açısından önemli bir dönüm noktası oldu. 1910 yılında Kopenhag’da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin tarafından kadınların hak mücadelesini temsil edecek uluslararası bir gün önerildi. 1917’de Rusya’da kadınların “ekmek ve barış” sloganıyla başlattıkları grev sonrasında 8 Mart tarihi sembolik bir anlam kazandı. Daha sonra Birleşmiş Milletler 1975 yılında 8 Mart’ı resmi olarak Dünya Kadınlar Günü olarak tanıdı. Bu gün yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların tarih boyunca verdikleri emek, mücadele ve var olma çabasının hatırlanmasıdır. Türk Kültüründe Kadının Tarihsel Yolculuğu Orta Asya ve Eski Türklerde Kadın Türk kültüründe kadın, tarih boyunca çoğu toplumdan farklı olarak güçlü bir sosyal statüye sahip olmuştur. Eski Türk toplumlarında kadın yalnızca aile içinde değil, siyasi ve toplumsal hayatta da etkin bir figürdü. Kağan ile birlikte devleti yöneten Hatun, devlet meclisi olan kurultaya katılabiliyor ve diplomatik görüşmelerde söz sahibi olabiliyordu. Kadın savaşçıların varlığı, Türk kültüründe kadının sadece ev içi rollerle sınırlandırılmadığını gösterir.
Bu kültürel anlayışın izlerini Türk destanlarında görmek mümkündür. “Kadın vardır devlet kurar, Kadın vardır devlet yıkar.” Türklerde aile “kutlu birlik” olarak görülmüş, kadın bu yapının merkezinde yer almıştır. Selçuklu ve Anadolu’da Kadın Türklerin Anadolu’ya yerleşmesiyle birlikte kadın, sosyal ve ekonomik hayatın önemli bir parçası olmaya devam etti. Selçuklu döneminde kadınların vakıf kurduğu, ticaret yaptığı ve sosyal hayata katkıda bulunduğu bilinmektedir. Anadolu’da ortaya çıkan Bacıyan-ı Rum teşkilatı, kadınların hem üretim hem de sosyal dayanışma içinde örgütlenebildiğini gösteren önemli bir örnektir. Aşık geleneğinde kadın, yalnızca bir sevgi nesnesi değil; aynı zamanda hayatın bilgeliğini temsil eden bir figürdür.
Aşık Veysel’in dizeleri bu anlayışı çok güzel ifade eder: “Kadın insandır, biz insanoğlu.” Osmanlı Döneminde Kadın Osmanlı toplumunda kadın daha çok aile ve mahrem alan içinde görünse de sosyal ve ekonomik hayatta etkili roller üstlenmiştir. Özellikle vakıf kültürü içinde kadınların büyük katkısı vardır. Hastaneler, çeşmeler, medreseler ve sosyal kurumlar çoğu zaman kadın vakıfları tarafından kurulmuştur. yüzyılda modernleşme süreciyle birlikte kadın eğitimi ve kadın dergileri ortaya çıkmaya başladı. Osmanlı’nın son dönemlerinde kadınlar hem eğitim hem de kamusal görünürlük açısından yeni bir döneme girdi. Namık Kemal’in kadın ve toplum üzerine düşüncelerini yansıtan anlayış şu sözde özetlenir: “Bir toplumun yükselmesi, kadınlarının yükselmesine bağlıdır.” Cumhuriyet Dönemi ve Kadının Hak Mücadelesi Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte kadın hakları konusunda önemli dönüşümler gerçekleşti. Mustafa Kemal Atatürk, toplumun ilerlemesinin kadınların özgürleşmesiyle mümkün olacağını vurgulamıştır. Cumhuriyet döneminde kadınlar; 1926’da Medeni Kanun ile hukuki eşitlik kazandı. 1930’da belediye seçimlerinde seçme hakkı 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı elde etti. Bu haklar birçok Avrupa ülkesinden önce verilmiştir. Atatürk’ün bu konudaki sözleri dikkat çekicidir: “Dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir. Günümüz Türkiye’sinde Kadın Bugün Türkiye’de kadınlar akademiden siyasete, sanattan bilime kadar birçok alanda güçlü bir şekilde varlık göstermektedir. Üniversitelerde, araştırma merkezlerinde, sanat dünyasında ve kamu yönetiminde kadınların etkisi giderek artmaktadır.
Ancak buna rağmen kadınların karşılaştığı sorunlar hâlâ devam etmektedir: eşitsizlik, şiddet, fırsat farklılıkları ve toplumsal rollerle ilgili kalıplar gibi meseleler çözülmesi gereken önemli alanlardır. Kadınların toplumsal hayattaki yerinin güçlenmesi yalnızca kadınların değil, toplumun tamamının gelişmesi anlamına gelir. Yunus Emre’nin insanı merkeze alan anlayışı bu noktada anlamlıdır: “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü.” Sonuç olarak 8 Mart, yalnızca bir gün değil; kadının tarih boyunca verdiği var olma mücadelesinin simgesidir. Türk kültüründe kadın, Orta Asya bozkırlarından günümüz Türkiye’sine kadar her dönemde toplumun kurucu unsurlarından biri olmuştur. Kadın; anne, öğretmen, bilim insanı, sanatçı, yönetici ve emekçi olarak toplumun her alanında iz bırakmıştır.Ve belki de bu gerçeği en sade biçimde yine bir ozan anlatır “Kadın insandır, biz insanoğlu.” Kadınların emeğinin, mücadelesinin ve varlığının değer gördüğü bir dünya dileğiyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun.’’ Dedi.

 https://www.erzincanbirlikmedya.com/orta-asyadan-cumhuriyete-kadinin-guclu-yolculugu/


WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar

Popüler