Eksik Kalanların Defteri
Eksik Kalanların Defteri Erkek karakter
Defter
Ahmet, elli yaşında bir adamdı.
Saçlarının kenarlarına yerleşmiş beyazlar, zamandan çok gecikmiş kararların iziydi.
Bir akşam, eski kitaplarının arasından ince, kahverengi bir defter buldu. Üzerinde soluk harflerle yazıyordu:
“Hayal Kırıklıkları”
İlk sayfayı açtı.
23 yaş: Sevdiğini söyleyemedim.
27 yaş: Cesaret edemedim, başka şehirdeki işe gitmedim.
31 yaş: Babamla barışamadım.
36 yaş: Evlenmek için değil, yalnız kalmamak için evlendim.
42 yaş: Kendim olmak yerine başkalarının beklentilerini yaşadım.
Sayfalar ilerledikçe, Ahmet’in göğsünde tanıdık bir ağırlık büyüdü.
Bu, sadece pişmanlık değildi.
Bu, yaşanmamış hayatların kalıntısıydı.
Psikolojik Çözülme
Ahmet’in yaşadığı şey, insan zihninin en sinsi alışkanlıklarından biriydi.
“Eğer o gün farklı davransaydım…” diye başlayan cümleler.
Zihin, geçmişi olduğu gibi hatırlamaz.
Onu yeniden yazar, düzeltir, cilalar.
Ve en tehlikelisi şudur:
Gerçekten yaşanmamış bir hayatı, yaşanmış olandan daha gerçek hissettirebilir.
Ahmet aynaya baktığında şunu fark etti:
“Ben hatalarımı değil, korkularımı yaşamışım.”
Bu fark ediş, bir çöküş değil, bir başlangıçtı.
Çünkü insan çoğu zaman yaptığı hatalardan değil, yapmadığı şeylerden yorulur.
Geri Dönüş İmkânı
O gece Ahmet bir rüya gördü.
Bir ses ona şöyle dedi:
“Sana üç anı değiştirme hakkı veriyorum.”
Ahmet hiç düşünmeden seçti.
Sevdiği kadına açılacağı an.
Başka şehre gitme fırsatı.
Babasıyla son konuşması.
Gençliğine döndü.
Kadının karşısında durdu.
Bu kez susturmadı kendini:
“Ben seni seviyorum.”
Kadın ona baktı.
Gözlerinde şaşkınlık değil, beklenmiş bir cümle vardı:
“Bunu duymayı çok bekledim.”
Ahmet’in içi sızladı.
Ama sahne dondu.
Bir ses tekrar fısıldadı:
“Bu sadece bir ihtimaldi.”
Başka bir sahne açıldı.
Tren kalkmak üzereydi.
Bu kez binmeye karar verdi.
Yeni şehir, yeni hayat, yeni insanlar…
Ama bu hayatın içinde büyüyen bir yalnızlık vardı.
Başarı vardı ama eksik bir taraf hep kalıyordu.
Son sahne.
Babasıyla karşı karşıyaydı.
“Ben sana kızgın değilim… kırgınım.”
Babası ilk kez gözlerini kaçırmadı.
“Ben de korkuyordum, oğlum.”
Ahmet o an anladı.
Babası bir düşman değildi.
O da kendi yaralarının içinde sıkışmış bir insandı.
Gerçek Yüzleşme
Uyandığında Ahmet’in içinde tuhaf bir sakinlik vardı.
Hiçbir seçim mükemmel bir hayat getirmiyordu.
Zihninin kurduğu o “kusursuz geçmiş” aslında hiç var olmamıştı.
Her yol bir şey kazandırıyor, bir şey eksiltiyordu.
Her “keşke”, içinde gizli bir “iyi ki” taşıyordu.
Defteri tekrar açtı.
Bu kez yeni bir başlık attı:
50 yaş: Hâlâ konuşabilirim.
50 yaş: Hâlâ değiştirebilirim.
50 yaş: Hâlâ kendim olabilirim.
Sessiz Bir Şiir
Defterin sonuna bir şeyler yazdı.
“Geçmiş dediğin, susmuş bir aynadır
İçine bakarsın, kendini değil
Olmadığın ihtimalleri görürsün
Oysa hayat
Geri dönmek değil
İlk kez gerçekten yürümektir.”
Son
Ahmet defteri kapattı.
Ama bu sefer içindeki ağırlık azalmıştı.
Çünkü artık geçmişi düzeltmeye çalışmıyordu.
Onu anlamaya başlamıştı.
Ve belki ilk kez,
gerçekten yaşamaya hazırdı.

Yorumlar
Yorum Gönder