Eksik Kalanların Defteri: Bir Kadının İçinden Geçen Hayat
Eksik Kalanların Defteri: Bir Kadının İçinden Geçen Hayat
Defter
Zehra elli yaşındaydı.
Ama yaş dediğimiz şey onun için takvimden çok, içinde biriken suskunlukların toplamıydı.
Aynanın karşısında durduğunda gördüğü şey yüzündeki çizgiler değildi.
Gördüğü şey, söyleyemediği cümlelerin gölgesiydi.
O akşam, eski bir sandığı karıştırırken küçük bir defter buldu.
Tozlanmıştı. Tıpkı bazı duygular gibi.
Üzerinde tek bir kelime yazıyordu:
“Hayal Kırıklıkları”
Elini defterin üzerine koydu.
Bir an açmamak için direndi. Çünkü bazı şeyler hatırlanmaz, taşınır.
Ama yine de açtı.
25 yaş: Sevdiğim adamı bekledim, gelmedi.
28 yaş: Ailemin istediği hayatı seçtim.
32 yaş: Kendi sesimi susturdum.
35 yaş: “Mutlu görünmek” için mutlu olmadan yaşadım.
41 yaş: Gitmek istedim, kalmayı seçtim.
47 yaş: Kendimi en son ne zaman dinlediğimi unuttum.
Zehra defteri kapatamadı.
Çünkü o defter bir nesne değildi.
O defter, onun yaşayamadığı hayatın tanığıydı.
İç Sesin Uyanışı
Zehra’nın zihninde tanıdık bir cümle yankılandı:
“Eğer o gün farklı davransaydım…”
Bu cümle, insan zihninin en güçlü yanılsamalarından biridir.
Zihin, geçmişi olduğu gibi hatırlamaz.
Onu yeniden kurar. Eksikleri tamamlar. Acıları törpüler.
Ve sonunda, hiç yaşanmamış bir hayatı gerçekmiş gibi sunar.
Zehra bunu fark ettiğinde içinden şu geçti:
“Ben yanlış seçimler yapmadım…
Ben kendimden vazgeçtim.”
Bu cümle ağırdı.
Ama gerçeğe en yakın olan buydu.
Çünkü onun hayatındaki kırılma noktaları “yanlış kararlar” değil,
kendini geri çektiği anlardı.
Rüya: Geriye Açılan Kapı
O gece Zehra bir rüya gördü.
Bir kapının önünde duruyordu.
Kapının üzerinde şu yazıyordu:
“Seçmediğin Hayatlar”
Kapı açıldı.
Bir ses fısıldadı:
“Üç anını değiştirebilirsin.”
Zehra tereddüt etmedi.
Sevdiği adamı beklediği gün.
Ailesine “hayır” diyemediği an.
Gitmek isteyip kalmayı seçtiği gece.
Bekleyişin Kırıldığı An
Genç Zehra pencerenin önünde bekliyordu.
Saat ilerliyordu.
Ama bu kez, yaşlı Zehra sahneye girdi.
Genç haline yaklaştı ve fısıldadı:
“Git. Bekleme.”
Genç Zehra şaşırdı.
Ama bu sefer kapıyı açtı ve çıktı.
O an bir şey değişti.
Ama sahne dondu.
Ses tekrar konuştu:
“Bu sadece başka bir ihtimal.”
“Hayır” Diyebildiği An
Ailesinin karşısındaydı.
Bu kez susturmadı kendini:
“Ben böyle bir hayat istemiyorum.”
Odaya sessizlik çöktü.
İlk kez suçluluk değil, korku hissetti.
Ama bu korku özgürlüğe açılan bir korkuydu.
Gitmenin Cesareti
Valizini aldı.
Kapıya yöneldi.
Bu sefer arkasına bakmadı.
Ama yalnızlık, bu hayatın içinde daha belirgindi.
Özgürlük vardı…
Ama bedeli de vardı.
Gerçeklik ile Yüzleşme
Zehra uyandığında gözleri açıktı.
Ama aslında ilk kez görüyordu.
Hiçbir hayat kusursuz değildi.
Seçmediği yollar, zihninde büyütülmüş, eksiksiz hale getirilmişti.
Ama gerçek hayatta her seçim bir şey götürür.
Zehra şunu fark etti:
“Ben geçmişi özlemiyorum…
Ben cesur olamadığım halimi özlüyorum.”
Bu farkındalık, terapötik açıdan kritik bir kırılmadır.
Çünkü insan çoğu zaman geçmişi değil,
kendi potansiyelini yas tutar.
Terapötik Derinlik: İçsel Diyalog
Zehra o gün bir terapiste gitmeye karar verdi.
İlk seansta şöyle dedi:
“Ben hayatımı yaşamamışım gibi hissediyorum.”
Terapist ona doğrudan cevap vermedi.
Sadece sordu:
“Yaşamadığınız hayat mı ağır,
yoksa hâlâ yaşayabilecek olmanız mı korkutucu?”
Zehra sustu.
Bu soru, geçmişten çok bugüne dokunuyordu.
Çünkü mesele artık şuydu:
Zehra geçmişi değiştiremeyecekti.
Ama hâlâ kendini değiştirebilirdi.
Yeniden Yazım
Zehra defteri tekrar açtı.
Ama bu kez yeni bir başlık attı:
“Hâlâ Mümkün Olanlar”
Sevdiğimi söyleyebilirim.
Gitmek istiyorsam gidebilirim.
Kendim gibi yaşayabilirim.
Geç kalmış olabilirim ama bitmiş değilim.
Bu yazdıkları küçük cümleler değildi.
Bunlar, bastırılmış bir hayatın geri dönüşüydü.
Bir Kadının Şiiri
Zehra defterin sonuna şu dizeleri yazdı:
“Ben sustukça büyüdü içimde eksik kalan
Her ‘keşke’ biraz daha ben oldu
Şimdi anlıyorum
Hayat beklemek değilmiş
Kapıyı açıp çıkmakmış
Ve en çok da
Kendine rağmen değil
Kendin olarak yürümekmiş”
Son
Zehra defteri kapattı.
Ama bu bir kapanış değildi.
Bu, ilk kez gerçekten başlamaktı.
Çünkü artık geçmişini taşımıyordu.
Onu anlamlandırıyordu.
Ve belki ilk kez,
başkalarının değil,
kendi hayatını yaşamaya yakındı

Yorumlar
Yorum Gönder