13 Mart 1992 Erzincan


 13 Mart 1992 Erzincan Depremi: Hafızanın Yıkıntıları ve Umudun İnşası

13 Mart 1992 akşamı saat 19.18’de Erzincan’da yer sarsıldığında yalnızca binalar yıkılmadı. Bir şehrin hafızası, insanların güven duygusu ve geleceğe dair kurulan hayaller de o sarsıntıyla birlikte değişti.

Doğu Anadolu Fay Hattı üzerinde meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki deprem, modern Türkiye’nin en yıkıcı depremlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Resmî kayıtlara göre:

yaklaşık 650’den fazla insan hayatını kaybetti

3000’den fazla kişi yaralandı

7000’den fazla bina ağır hasar aldı veya yıkıldı

on binlerce insan evsiz kaldı

Ancak depremler yalnızca sayılarla anlatılabilecek olaylar değildir.

Bir şehrin gerçek kaybı bazen rakamlara sığmaz. Çünkü depremden sonra geriye yalnızca yıkılmış binalar değil, yıkılmış hayat hikâyeleri kalır.

Travma: Deprem Bittikten Sonra Başlayan Süreç

Afet psikolojisi alanında yapılan çalışmalar büyük felaketlerin ardından insanların psikolojik olarak üç aşamadan geçtiğini göstermektedir:

Şok ve donakalma

duygusal yoğunluk ve yas

uyum ve yeniden inşa

Deprem anı çoğu insan için birkaç saniyedir. Fakat o birkaç saniyenin etkisi bazen yıllarca sürebilir.

Travma sonrası sık görülen psikolojik etkiler şunlardır:

ani seslere aşırı irkilme

tekrar deprem olacakmış hissi

uyku problemleri

kabuslar

kaygı ve güvensizlik

kayıp yaşayanlarda yoğun yas

Bu durum psikoloji literatüründe Travma Sonrası Stres Tepkileri olarak tanımlanır.

Ancak travmanın ilginç bir tarafı vardır:

Travma yalnızca bireysel bir deneyim değildir. Toplumsal bir hafıza da oluşturur.

Bitmemiş İşler: Söylenmemiş Sözlerin Ağırlığı

Depremler insanların hayatında yalnızca kayıplar bırakmaz. Aynı zamanda tamamlanmamış hikâyeler bırakır.

Birçok depremzede yıllar sonra bile şu tür düşüncelerle yaşar:

“Keşke o gün evden biraz daha erken çıksaydık.”

“Onu son kez göremedim.”

“O konuşmayı yapabilseydik…”

Psikolojide bu durum bitmemiş işler olarak adlandırılır.

Yas sürecinde insan zihni özellikle tamamlanmamış ilişkileri tekrar tekrar düşünmeye eğilimlidir.

Bu nedenle afet sonrası iyileşme sürecinde şu uygulamalar önemlidir:

toplumsal anma törenleri

kayıpları hatırlama ritüelleri

hikâyelerin anlatılması

kolektif hafızanın korunması

Erzincan’dan Bir Tanıklık

Depremi yaşayanlardan biri yıllar sonra şu cümleyi kurmuştur:

“Gece boyunca sokakta bekledik. İnsanlar ağlıyordu. Ama sabaha doğru birisi çay getirdi. İşte o anda anladım ki şehir hâlâ yaşıyor.”

Bu küçük sahne aslında afet psikolojisinin en önemli kavramlarından birini anlatır:

toplumsal dayanışma.

Yunus Emre’nin asırlar önce söylediği şu söz, afet zamanlarında daha iyi anlaşılır:

“Paylaşmak için var insan.”

Depremler bazen insanların en zayıf tarafını ortaya çıkarır. Ama bazen de en güçlü tarafını.

Gelecek Kaygısı: Yer Sarsıldıktan Sonra

Depremlerden sonra en zor duygulardan biri gelecek duygusunun kırılmasıdır.

Çünkü insan hayatını planlar:

yarın için

gelecek yıl için

çocuklarının geleceği için

Fakat deprem bize şu gerçeği hatırlatır:

Hayat bazen birkaç saniyede değişebilir.

Bu nedenle deprem yaşayan birçok insan uzun süre şu soruyla yaşar:

“Ya tekrar olursa?”

Sezai Karakoç’un şu dizeleri bu duyguyu anlatır:

“Bir şeyler olacak yarın
Belki bir karanlık belki bir aydınlık.”

Deprem sonrası kaygı aslında insan zihninin kendini koruma mekanizmasıdır.

Ancak bu kaygı yönetilmediğinde hayatın tamamını gölgeleyebilir.

Travma Sonrası Büyüme

Psikoloji literatüründe önemli bir kavram vardır:

Travma sonrası büyüme.

Bu kavrama göre bazı bireyler ve toplumlar büyük felaketlerden sonra şu alanlarda gelişim gösterebilir:

hayatın değerini daha güçlü hissetmek

insan ilişkilerinin önemini fark etmek

dayanışma kültürünün güçlenmesi

toplumsal sorumluluk bilincinin artması

Depremler insanlara şu soruyu sordurur:

“Gerçekten önemli olan nedir?”

Ve çoğu zaman cevap aynıdır:

insan.

Erzincan’ın Yeniden Ayağa Kalkması

Bugün Erzincan yeniden kurulmuş bir şehir olarak hayatına devam etmektedir.

Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatır:

Şehirler de insanlar gibi iyileşebilir.

Ama iyileşme yalnızca betonla olmaz.

Bir şehrin iyileşmesi için üç şey gerekir:

hafıza

dayanışma

umut

Mevlânâ’nın şu sözü bu süreci çok güzel anlatır:

“Her gecenin bir sabahı vardır.”

Gelecek İçin Yapılması Gerekenler

Deprem gerçeğiyle yaşayan bir coğrafyada en büyük hata unutmaktır.

Bu nedenle yapılması gerekenler yalnızca teknik değil aynı zamanda psikolojiktir.

Bireysel düzeyde

deprem bilinci geliştirmek

aile afet planları hazırlamak

psikolojik dayanıklılık eğitimi almak

Toplumsal düzeyde

güvenli şehir planlaması

afet sonrası psikososyal destek

travma farkındalığı programları

Son Söz

13 Mart 1992 Erzincan depremi bize ağır bir gerçeği öğretmiştir:

Toprak bazen sarsılır.
Evler yıkılabilir.
Hayatlar değişebilir.

Ama insanın içinde başka bir şey vardır:

yeniden kurma gücü.

Belki de bu yüzden Anadolu insanı felaketlerden sonra şu duayı eder:

“Allah bir daha yaşatmasın.”

Ama aynı zamanda şunu da bilir:

Hayat, bütün acılara rağmen yeniden başlar.

WhatsApp'ta Paylaş

Yorumlar

Popüler